Türkiye’de şüpheli kadın ölümleri artıyor “Şüpheli vakalar” için Mutlaka ”psikolojik otopsi” de istenmeli”
TÜRKİYE’DE PSİKOLOJİK OTOPSİ ALANINDAKİ ÇALIŞMALARIN ANALİZİ: BİR META SENTEZ ÇALIŞMASI
Araştırmanın amacı, Türkiye’de hala etkin bir çalışma alanı haline gelmemiş olan Psikolojik Otopsi yönteminin tanıtılmasıdır.
Bu bağlamda; psikolojik otopsi yönteminin şüpheli ölüm, kadın cinayetleri ve intihar risk faktörlerinin saptanmasındaki rolü açısından incelenmesi amaçlanmıştır.
Sonuç olarak intihar ve şiddet olguları sayısal olarak artış göstermekte ve toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu olguların araştırılması, toplumumuzdaki risk faktörlerinin belirlenmesi ve bunlara ilişkin önlemler alınabilmesi için
Psikolojik Otopsi uygulamalarının arttırılması önem taşımaktadır.
Bir Adli Tıp Olgusu Olarak İntiharın Psikanalitik Bakış Açısı İle İncelenmesi
Her yıl birçok kişi intihar nedeniyle hayatını kaybetmektedir ve intihar bütün ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer almaktadır. İntihar; tamamlanmış intihar, intihar girişimi, ve intihar fikri olmak üzere üç başlık altında incelenmiştir. İntihar kavramı incelendiğinde Freud’un kavramlarından saldırganlık ve thanatos kavramları dikkat çekmektedir. Thanatos agresyon, zarar verme, yıkıcılık ve ölüm gibi kavramları kapsamaktadır. Tüm bunlara ek olarak intiharın; depresyon, alkol ve madde bağımlılığı, şizofreni ve kişilik bozuklukları ile ilişkili olduğu araştırmacılar tarafından belirlenmiştir.
Tamamlanmış İntihar Olgularında Psikolojik Otopsi
Psikolojik otopsi, tamamlanmış intihar kurbanlarıyla ilgili geriye dönük kapsamlı bilgilerin toplandığı bir araştırma yöntemini ifade eder. Psikolojik otopsi; intihar kurbanının aile üyeleri, yakınları, sosyal ve iş arkadaşları ile görüşmeleri, kişiye ait hastane, polis, banka ve iş kayıtlarının araştırılması gibi incelemelerin tümünü kapsar.
Tamamlanmış intihar olgularında, psikolojik otopsi yöntemi eksiksiz olarak uygulanmalıdır. Kişinin demografik verileri, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel durumu, yaşadığı toplum içindeki konumu, fiziksel veya ruhsal sağlığı ve tüm bunların intihar ile ilişkisinin değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bu aynı toplumdaki intihar sürecinin aydınlatılmasına, toplumsal ruh sağlığı ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olunmasına ve en önemlisi de önlenebilir durumdaki intihar olgularının belirlenmesi ve önlenmesine katkı sağlayacaktır. Çoğu ülkede yaygın bir yöntem olarak kullanılan psikolojik otopsi yönteminin, intihar epidemiyolojisine ışık tuttuğu fakat maalesef ülkemizde bu yöntemin yaygınlaşmadığı görülmektedir.
Kumar Bağımlılığı ve İntihar Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi
Kumar bağımlılığı, bireylerin ruh sağlığına, kişilerarası ilişkilerine ve mesleki yaşamlarına zarar veren, olumsuz sonuçlara rağmen tekrarlayan kumar oynamalarla karakterize bir davranışsal bağımlılıktır. Kumar sadece kumar bağımlığı psikopatolojisine sebep olmayan beraberinde birçok psikopatolojiye neden olan bir toplum sağlığı sorunudur. Kumar bağımlılığı birçok ruh sağlığı problemine sebep olurken intihar düşüncesi, intihar girişimi ve tamamlanmış intihara da neden olabileceği bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, kumar bağımlılığı ve intihar arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışma, kumar bağımlılığında intihar riskini anlamak ve eşlik eden komorbid bozuklukları tespit etmek açısından ruh sağlığı uzmanlarının tedavi planlamalarına ve bağımlılık önleme çalışmalarına katkı sağlayacağı düşünüldüğünden önem arz etmektedir. Çalışmada, kumar bağımlılığının güncel tanı kriterlerine yönelik açıklama sunulmuş, ayrıca kumar bağımlılığı ve intihar arasındaki ilişkiye ve eşlik eden komorbid bozukluklara yer verilerek bu amaçla Yök-Tez, PubMed, Dergipark ve Google Akademik veri tabanlarında yayınlanmış çalışmaların taranması sonucunda yazılmıştır. Çalışmada, kumar bağımlılığına ve problemli kumar davranışına sahip olan bireylerde intihar düşüncesi, intihar girişimi ve tamamlanmış intihar oranlarının yüksek olduğu ve eşlik eden komorbid bozuklukların var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
MEDYAYA YANSIYAN TAMAMLANMIŞ 15-19 YAŞ ARALIĞINDAKİ İNTİHARLARIN ANALİZİ VE
SOSYAL HİZMETİN ÖNLEYİCİ ROLÜ
Dünya genelinde kamu sağlığı problemi olarak görülen intihar eylemlerinin en çok 15-19 yaş aralığındaki ergenlik döneminde gerçekleşmesi dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda medyaya yansıyan 200 haber içeriği incelenerek 42 tamamlanmış ergen intihar vakası belirlenmiştir. Belirlenen vakalar nitel araştırma yöntemi kullanılarak içerik ve betimsel analizleri yapılmıştır. Araştırma çerçevesinde intihar düşüncesi ve intihar riski olan ergenlere yönelik sosyal hizmetin önleyici rolü doğrultusunda psikososyal destekler verilerek intihar eylem oranlarının azaltılması amaçlanmaktadır.
Araştırma bulgularına göre intihar vakaları öğrenim görülen sınıfa göre kız öğrencilerde en fazla 10. sınıfta, erkek öğrencilerde ise 12. sınıfta görülmektedir. Ergenlerin intihar eylemini gerçekleştirme yöntemi bakımında ise ilk sırada atlama, sonrasında kendini asarak ve son olarak ateşli silah kullanma şeklinde eylemi gerçekleştirdikleri bulgusu edinilmiştir. Haber içeriklerinde intihar nedenine yer verilen araştırma sonuçlarına göre ise ilk sırada olumsuz aile ilişkileri, hissi ilişki, suçlanma, taciz ve hastalık gibi nedenler gelmektedir.
İntihar ve Toplumsal Cinsiyet: Sosyal Hizmet Perspektifinden Bir Değerlendirme
İntihar bireyi ve bireyi çevreleyen sistemleri etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. İntihar kavramı, tamamlanmış intiharlar ve intihar girişimleri olmak üzere iki şekilde ele alınmaktadır. Tamamlanmış intiharlar ölümle sonuçlanırken, intihar girişimleri bireyin kendisine yönelik zarar verici davranışlarda bulunmasıdır. Yapılan çalışmalar
tamamlanmış intiharlarda erkeklerin, intihar girişimlerinde ise kadınların sayısının daha fazla olduğunu göstermektedir. Erkekler hegemonik erkeklik baskısı altında geleneksel eril cinsiyet rollerini devam ettirmekte, başarısız olma endişesi veya başarısızlık algısı ile intihar davranışına başvurabilmektedir. Kadınların intihar davranışında da toplumsal cinsiyet
düzeninden kaynaklanan sorunların ve toplumsal cinsiyet rol beklentilerinin etkileri büyüktür. LGBTİ’lerin intihar davranışlarında ise yaşadıkları dışlanmışlık ve ayrımcı davranışların önemli bir etkisi bulunmaktadır. Tamamlanmış intihar ve intihar girişimlerindeki oranların cinsiyete göre dağılımı, seçilen intihar yöntemi ve intihar davranışına başvurma nedenlerine bakıldığında toplumsal cinsiyetin etkisi görülmektedir. Tüm bunlar intihar davranışlarında toplumsal cinsiyetin göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret etmektedir.
Yeme Bozukluklarında İntihar Davranışı
Yeme bozukluğu olan kişilerin intihar düşüncesi, intihar girişimi ve tamamlanmış intihar oranlarının genel toplumdan yüksek olduğu pek çok araştırma sonucunda gösterilmiştir. Psikiyatrik bozukluklar arasında en yüksek intihar oranına sahip olan hastalıklardan biri anoreksiya nervozadır. Yeme bozukluklarında artmış intihar davranışlarının olası nedenlerini açıklamak için bazı hipotezler öne sürülmüştür. Hem yeme bozukluğu hem de intihar davranışında, bedenden memnun olmama ve interoseptif kusurlar gibi ortak olan bazı durumlara atıf yapılmıştır. Psikiyatrik komorbidite varlığının, özellikle de depresyon ek tanısının, yeme bozukluğu hastalarında intihar riskini artırdığı kesin olarak gösterilmiştir. Yine de yeme bozukluğunda artmış intihar davranışı sadece komorbidite ile açıklanamaz. Joiner tarafından geliştirilen kişilerarası psikolojik intihar kuramı (KPİK) insanların neden intihar davranışlarında bulunduklarını anlamaya ve bireysel intihar davranışlarındaki farklılıkları açıklamayı amaçlar. Yeme bozukluğu hastalarının kronik kısıtlayıcı besin alımı ve kusma gibi telafi davranışları acı verici ve vücut için zorlayıcı eylemlerdir. Acı verici ve zorlayıcı deneyimlerle tekrarlanan karşılaşmaların bireyde alışkanlık oluşturarak acıdan kaçınmayı azalttığı düşünülebilir. KPİK penceresinden bakıldığında; acıdan kaçınmanın azalması, bireylerin artmış intihar girişimleri ve tamamlanmış intiharlarını açıklayan bir faktör olabilir.
Yeme bozukluğu hastalarıyla çalışan klinisyenlerin düzenli ve kapsamlı intihar değerlendirmeleri yapmaları çok önemlidir. Yeme bozukluğu hastalarında başta majör depresyon olmak üzere, eşlik eden anksiyete bozukluğu, madde kullanım bozukluğu gibi komorbiditelerin atlanmayıp agresif biçimde tedavi edilmesi gerekir.
Yazı DergiPark ta yayınlanmış makalelerden derlenmiştir.

