• Hakkımızda
  • Advertise
  • Careers
  • Contact
  • Contact
Pazar, Nisan 19, 2026
  • Login
No Result
View All Result
İmgazete
  • ANA SAYFA
    • Hakkımızda
  • BİLİM
  • Edebiyat
  • Şiir
  • İMGAZETE
  • KÜLTÜR
    • Yerel Haber
    • Felsefe
    • Hukuk
  • Sanat
  • Sosyoloji
    • Sağlık
  • Teknoloji
  • İktisat
  • ANA SAYFA
    • Hakkımızda
  • BİLİM
  • Edebiyat
  • Şiir
  • İMGAZETE
  • KÜLTÜR
    • Yerel Haber
    • Felsefe
    • Hukuk
  • Sanat
  • Sosyoloji
    • Sağlık
  • Teknoloji
  • İktisat
No Result
View All Result
İmgazete
No Result
View All Result
ANA SAYFA İMGAZETE

PSİKANALİZ, HALK ANLATILARI VE ENSEST

by Murat Kamböre
18 Şubat 2024
in İMGAZETE
0
PSİKANALİZ, HALK ANLATILARI VE ENSEST
0
PAYLAŞIMLAR
0
GÖRÜNTÜLEME
Share on FacebookShare on Twitter

                                                                  BİRİNCİ BÖLÜM

Çalışmanın bu bölümünde psikanalitik kuram bağlamında psikanalist Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung‟un ensestle ilgili yorumlarına yer verilirken diğer bölümlerde halk edebiyatı metinlerinin çözümlenmesinde Jung‟un arketipsel simgeciliğinden yararlanılacağı için arketip kuramı ile ilgili bilgi verilecektir. Freud‟un Oedipus Kompleksi‟ne Dede Korkut Oğuznameleri‟ndeki anne-oğul ensesti bağlamında değinilecek, bu bağlamda anne-oğul ensestinin işaret ettiği anlamlar üzerinde durulacaktır. “Türler Arası Ensest Teması” başlığı altında ise ensest temasının halk anlatılarında nasıl ele alındığı, anlatı türlerine göre değişiklik gösterip göstermediği ve hangi anlamlara geldiği sorularının yanıtları aranacaktır.

A. Psikanaliz ve Jung’un Arketipleri
Halk bilimci Richard M. Dorson, Günümüz Folklor Kuramları kitabının “Psikanalitik Kuram” başlıklı bölümünde psikanalitik kuramı açıklamaya şu cümle ile başlamaktadır: “Masalların ve mitlerin psikanalitik okumaları, ondokuzuncu yüzyılın gökselfenomenlerinin yerine cinsel sembolleri koyar” (41). Bilindiği üzere bu kuramın öncüsü Sigmund Freud ve onu takip eden psikanalistler halk anlatılarında yer alan nesneleri, cinsel simgelerle açıklamışlardır. Psikanalist Erich Fromm, bu Freudyen simgeleri listelemiştir: “Çubuk, ağaç, şemsiye, bıçak, kalem, çekiç, uçak… erkek cinsel organını simgelemektedir. Aynı şekilde kadın cinsel organı mağara, şişe, kutu, kapı, mücevher kutusu, bahçe, çiçekle… temsil edilmektedir. Dans etme, binme, tırmanma ve uçma ile ilgili peri masalları ya da rüyalar cinsel hazları ifade eder. Saç dökülmesi hadım edilmeyi simgeler” (Günümüz Folklor Kuramları42).
Freud ekolünden gelen psikanalistlere göre bu simgelerin altında gizli mastürbasyon, hadım etme, vücuda zarar verme, penis kıskançlığı ve ensest gibi fanteziler yatmaktadır(Günümüz Folklor Kuramları 43).
Ancak bu simgelerin sadece cinsellikle ilişkilendirilmesi halk bilim açısından yeterli veriler sağlamamaktadır.
Freud‟un çalışmaları, hem psikanaliz alanındaki ilk temel bilgileri içerdiğinden hem de bireyin çocukluktan yetişkinliğe doğru yaşanan gelişiminin Freud‟un yaşadığı dönemde nasıl algılandığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Ancak Freud ve onun takipçilerinin nesneleri simgeleştirme çalışmalarında ataerkil bir tutum sergilemesinden dolayı feminist bir yaklaşımın söz konusu olduğu bu çalışmada Freud‟un düşüncelerine yeri geldiğinde değinilecek, ancak tamamen Freudyen bir inceleme yapılmayacaktır. Nitekim Ender Gürol, Analitik Psikoloji ve C. G. Jung kitabında Freudcu psikanalizde görev duygusu ve ceza korkusunun bilinç dışının temelini oluşturduğunu belirterek Freud‟un psikanalitik kuramının ataerkil, Jung‟un analitik psikolojisinin kadın imgelerine geniş yer vermesi dolayısıyla anaerkil olduğunu vurgulamaktadır (11). Dolayısıyla halk edebiyatı metinleri üzerinde yapılacak incelemelerde Jung‟un analitik psikolojisinden yararlanmak yerinde olacaktır.

Feminist Josephine Donovan da Feminist Teori başlıklı çalışmasında Freud‟un erkek bakış açısının ve belirgin kadın düşmanlığının yapıtlarında açıkça görüldüğünü dile getirmektedir (181). Freud‟un Elektra Kompleksi (Oedipus Kompleksi‟nin, kız çocuklarında karşılık bulduğu terim) bağlamında söz ettiği penis
kıskançlığı kavramı da bu erkek yanlılığın bir ifadesidir. Kızın yetişkin rolüne doğru gelişimini açıklarken penis kıskançlığı kavramı üzerinde duran Freud‟a göre kız, babası gibi bir penise sahip olamadığından penis kıskançlığı duymakta ve dolaylı yoldan penise sahip olmak, yani babasından çocuk doğurmak için babasını arzulamaya başlamaktadır (Cinsiyet Üzerine78-9). Clara Thompson da Freud‟un penis kıskançlığı ve kastrasyon karmaşası düşüncesini, kadınların biyolojik olarak erkeklerden aşağı olduklarının kabul edilmesi ile ilişkilendirir (aktaran Donovan 195). Feministler eğer ortada kadının erkeği kıskanması gibi bir durum söz konusu olacaksa bu erkeğin toplumsal statüsünü kıskanma şeklinde olacağını belirtmişlerdir Jung da Freud gibi baba-kız ensesti söz konusu olduğunda kızın babasını arzuladığı düşüncesini öne sürmekle birlikte bu durumu farklı bir biçimde açıklamaktadır. Jung, kızdaki anne kompleksinin dişilik hipertrofisi (artma) ya da atrofisi (azalma) yarattığını belirtmektedir (Dört Arketip26). Dişiliğin aşırı
gelişmesi, annelik içgüdüsünün güçlenmesi anlamına gelmektedir. Annede güçlü olan dişilik içgüdüsü, kimi zaman kızının dişiliğinin azalmasına, hatta yok olmasına yol açmaktadır. Bu durumda da dişiliğin yerini aşırı gelişmiş bir Eros almaktadır. Diğer insanların kişiliklerini önemsemeyen aşırı gelişmiş Eros, kızın annesini kıskanmasına ve ondan üstün olduğunu kanıtlamaya çalışmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla kız, babasıyla bilinçdışı olarak ensest yaşamaktadır (Dört Arketip 27-8). Kız annelik ya da dişilik içgüdüsünden yoksun olduğu için yaşadığı ilişkinin bilincinde olmayacaktır. Çünkü kızın amacı, babayla bir ilişki yaşamak değil, anneye zarar vermektir.

Freud, nevrozun çocukluktan kaynaklandığını ve Oedipus Kompleksi‟ne bağlı olarak erkek çocuktaki ensestöz arzuların nevroza yol açtığını belirtirken Jung, Freud‟a katılmamaktadır. Nevrozun çocukluktan kaynaklanmadığını ve bugün değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Jung, ensestöz arzuların nevroza yol açmadığını söylemektedir (Jung’dan Seçme Yazılar 12-3). Jung‟a göre ensestöz arzular, gerçek anlamda ensesti yaşamak istemek anlamına gelmemekle birlikte yeniden doğuşu ifade etmektedir. Nevrozun iyileştirilmesi için yeni bir başlangıca ihtiyaç olduğunu belirten Jung, ana rahmine dönme isteğine işaret ederek ensestin ruhsal anlamı üzerinde durmaktadır (Jung’dan Seçme Yazılar51). Freud, gerçek bir ensest isteğinin ilkel insanın enseste karşı yasalar koymasına yol açtığını söylerken Jung, “ensest tabusu, ilkel insana özgü, ensestten de, onun önlenmesinden bağımsız olan, boş inanç korkularına bağlı türlü türlü tabulardan biri yalnızca” yorumunda bulunmaktadır (Jung’dan Seçme Yazılar44).

1913‟te kendi analitik psikoloji okulunu kuran Jung, ilk psikolojik çalışmalarında Freud ekolünü takip etse de Freud‟un düşüncelerine birçok noktada karşı çıkmıştır. Freud, rüyaların yorumlanmasında ve nesnelerin simgeleştirilmesinde cinselliği odak alırken Jung, nesnelerin metafizik açıdan farklı temsilleri olduğunu
dile getirmektedir:
Adamın biri bir anahtar deliğine anahtar soktuğunu, ağır bir sopayı salladığını ya da bir kapıyı koçbaşı ile zorladığını rüyasında görebilir. Bunların her biri birer cinsel alegori olarak görülebilir. Asıl önemli olan onun bilinçaltının, belli nedenlerle bu resimlerden özellikle birini seçmiş olduğu gerçeğidir. Asıl görev neden anahtarın sopaya ya da sopanın koçbaşına tercih edilmiş olduğunu ortaya çıkarmaktır. Bazen
bu yollar aslında cinsel eylemin değil, çok başka bir psikolojik temanın kastedilmiş olduğu ortaya çıkarılabilir. (İnsan ve Sembolleri 28-9)

Böylece Jung, rüyayı gören kişinin rüyasını anlatırken kaçındığı noktaları anlamaya çabalamaktan ziyade rüya resminin kendisiyle ilgilenmiştir. Ayrıca bu noktada sadece rüyalardan hareket etmeden de hastanın komplekslerini keşfetmenin mümkün olduğunu fark etmiştir.

Jung‟a göre simge, “gündelik yaşamımızda bilip tanıdığımız ama alışılagelen, açık anlamına ek olarak özgün bağlantılar sunan bir terim, bir ad, hatta bir resimdir” (İnsan ve Sembolleri20). Bu noktada Jung, simge ile işaret arasında bir ayrım yapmaktadır. İşaret, gerçek bir nesneyi gösterirken simge, ilk başta görülenden daha geniş bir anlamı ifade etmektedir (İnsan ve Sembolleri 55). Ayrıca Jung simgeleri anlamaya çalışırken bireyi bütün olarak değerlendirmek gerektiğini ve onun kültürel geçmişini de ele almak gerektiğini dile getirmektedir (İnsan ve Sembolleri 92). Dolayısıyla Jung, kişisel bilinçdışının yanında kolektif bilinçdışını da ele almaktadır.

Jung, insan zihninin üç bölümden oluştuğunu belirtmektedir: Bilinç, Kişisel Bilinçdışı, Kolektif Bilinçdışı. Bilinç; Jung‟un düşünme, duyumsama, hissetme ve sezgi olarak adlandırdığı zihinsel işlevlerin günlük yaşamda uygulandığı zihin parçasıdır (İnsan Ruhuna Yöneliş 73-75) Bir bireyin bilincinin farklılaşması bu
zihinsel işlevlerden hangisinin ağır bastığı ve bilinç alanını ne ölçüde genişlettiği ile ilgilidir. Jung, bilincin farklılaşma sürecini bireyleşme olarak adlandırmaktadır. Bu bireyleşme sürecinde egonun varlığı ve işlevselliği de önemlidir. Ego, bireyin algılarını, anılarını, düşünce ve duygularını öne çıkan zihinsel işleve göre seçerek bilinç düzeyine çıkartmaktadır (İnsan Ruhuna Yöneliş 76). Örneğin, kişi duygusal biriyse ego, daha çok duygusal yaşantıları bilinç düzeyine ulaştırmaktadır.
Kişisel bilinçdışı bilinç düzeyinde olmayan, ancak bilinç düzeyine çıkabilecek olan her şeyi kapsamaktadır. Yani bilinç düzeyinde olması istenmey en ya da ihtiyaç duyulmayan yaşantılar ile gerektiğinde kolayca bilince ulaşabilecek olan yaşantılar bilinçdışında bulunmaktadır. İlk olarak Jung‟un dillendirdiği kolektif bilinçdışı, doğuştan getirilen bilgilerden oluşmaktadır. Bu bilgiler, hiçbir zaman bilincinde olmadığımız ama zihnimizde doğuştan beri var olan deneyimleri içermektedir. Psikolog Engin Geçtan, psikanaliz tarihi çerçevesinde Freud‟dan günümüze kadar oluşan psikanalitik kuramları ve ekolleri ele aldığı Psikanaliz ve Sonrası kitabında Jung‟un insanın kolektif bilinçdışını, insan beyninin evrim süreciyle açıkladığını belirtmektedir: “Jung‟a göre insan zihni, onun evrimi tarafından biçimlendirilmiştir. Dolayısıyla birey geçmişiyle bağlantılıdır. Bu bağlantı yalnızca çocukluğunu değil, kendi türünün geçmişini, hatta tüm insanlık evrimini içerir” (164-5). Kolektif bilinçdışının her bireyde aynı biçimde ya da aynı ölçüde yaşantılar içermediğini bireyin kişisel yaşantılarıyla biçimlendirildiğini de söylemek gerekir. Geçtan, kolektif bilinçdışını şu sözlerle açıklamaktadır:

İçinde doğduğu dünyanın genel bir imgesi, doğduğu anda insanın içinde de vardır. İnsan dış dünyasında içsel imgelerinin karşılığı olan nesneleri tanıdıkça bu imgeler bilinçli gerçeğe dönüşürler. Örneğin çocuk dünyaya geldiğinde, kolektif bilinçdışındaki anne imgesi sayesinde annesini derhal algılar ve onunla ilişkiye geçer. Dolayısıyla insanın algı ve eylemlerdeki seçiciliği ortak bilinçdışının içeriğiyle açıklanabilir. Bazı şeyleri kolaylıkla algılamamızın ve onlara belirli tepkilerde bulunmamızın nedeni, ortak bilinçdışında var olan eğilimlerimizdir. (165)

Kolektif bilinçdışında oluşan yapısal ögeleri Jung, “arketip” olarak adlandırmaktadır. Kendisinden sonrakilerin ilk örneği olarak da tanımlanan arketiplerin en önemli özelliği evrensel olmasıdır. Kendini simgeler ve rüyalar şeklinde gösteren arketipler her zaman, her yerde, herhangi bir dış etkenden bağımsız
olarak ortaya çıkmaktadır (Dört Arketip 20). Bu evrensellik, arketiplerin gelenek, dil ve göçlerle yaygınlaştığı anlamına gelmemektedir. Çocuk, her birey gibi temel arketip imgeleriyle dünyaya gelmekte ancak zihnindeki anne arketipiyle dünyaya gelen çocuğun, annesiyle ilişkisi başladıktan sonra bireysel özellikleri de ortaya çıkmaktadır.
Jung‟un arketipleri, mitolojik imge ya da motiften ziyade bir motifin temsilî resimlerini oluşturmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla bu kadar değişken temsillerin kalıtsal olarak aktarılması mümkün değildir. Bu temsilî resimler, temel yapıları aynı kalmakla birlikte ayrıntılarda farklılıklar göstermektedir. Öyle ki Jung, arketipe öz resim (urbild) adını vermektedir (İnsan ve Sembolleri 67).
Jung, kişiliğin oluşumundaki dört temel arketipten söz eder: Benlik, Anima-Animus, Persona, Gölge. Bireyleşme sürecinde bu arketiplerin rolü dikkat çekmektedir. Bu arketiplerden bazıları, bireyleşme sürecinde bireyin yaşam deneyiminin artması ve yaşının ilerlemesiyle birlikte dönüşerek ve özelleşerek
bireyde kendine özgü bir nitelik kazanmaktadır. Persona, bireyin dış yapısında herkese göstermek istediği en iyi imaj ya da maskeyken anima ve animus bireyin iç dünyasını yansıtmaktadır. Persona adı verilen “maske, bir yandan ötekiler üzerinde belli bir izlenim uyandırmak, öte yandan bireyin gerçek doğasını gizlemek için tasarlanmıştır” (Jung’dan Seçme Yazılar 81).

Animus kadınların kolektif bilinçdışındaki eril yanı gösterirken anima erkeklerin kolektif bilinçdışındaki dişil yanı ifade etmektedir. Kadının dişil yanı, yaşlı bilge adam ve sihirbaz gibi arketiplerde; erkeğin dişil yanı genç kız, cadı ve toprak ana gibi arketiplerde simgelenmektedir. Kızın animusunu babası, erkeğin
animasını annesi biçimlendirmektedir. Anne ve babanın olumsuz etkileri söz konusu olduğunda bu arketipler aracılığıyla da çocukların, animus ve anima figürlerinden kurtulması sağlanır.

Birey, geçiş sürecinde animusu ya da animasıyla bir bütün hâline gelme çabasındadır. Ancak kimi zaman “insan kendi animası ya da animusuyla içinden, bilinçsiz bir şekilde onunla özdeşleşemeyecek denli uzun boğuşursa, bilinçdışı ego karşısında başka, yeni bir sembolik biçim alır. Ruhun çekirdeğinin, yani self‟in
biçiminde görünür” (İnsan ve Sembolleri 196). Böylelikle anima ya da animus bilinçdışından çıkarıldığında yerine benlik geçer. Kadınlardaki benlik kişileştiğinde üstün bir dişil varlığa, erkekte ise üstün
bir eril varlığa dönüşmektedir. Bu noktada kadının ya da erkeğin bir animusa ya da animaya gerek duymadığı görülür. Halk anlatılarında da kahraman geçiş sürecinin sonunda ya animusu ya da animasıyla bir bütün hâline gelecek ya da bunları reddederek yerine benliği koyacaktır.
Anne-oğul ve baba-kız ensesti, anima ve animus bağlamında değerlendirildiğinde bireyleşme sürecinin parçalarını oluşturmaktadır. Oğul animasını biçimlendiren annesiyle, kız animusunu biçimlendiren babasıyla ensest üzerinden bir mücadeleye girmektedir. Halk anlatılarında da kıza yardım eden ihtiyar
adam arketipi ve erkeğe yardım eden genç kız arketipi kahramanın animus ya da anima figüründen kurtulmasına yardımcı olmaktadır. Böylelikle kahraman, bireyleşme sürecini tamamlamaktadır.
Gölge arketipi, kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz olabilmektedir. Örneğin, ensest arzular, sapkın fanteziler, aşırı tutkular, saldırgan ve ölümcül arzular gölge arketipiyle ortaya çıkmaktadır. Jung, bu duyguların da insanın bir parçası olduğunu belirterek onları bastırmaya ve görmezden gelmeye çalışmamak gerektiğini vurgular (Jung’dan Seçme Yazılar 85-6). Her ne kadar bu duygular görmezden
gelinse de kendiliğinden bilinç yüzeyine çıkacaktır. Dolayısıyla insanın, karanlık tarafı olan gölgeyle birlikte uyum içinde yaşamayı öğrenmesi birey olma aşamalarından biridir.

B. Oedipus Kompleksi ve Anne-Oğul Ensesti bundan sonraki yazımız.
Tags: A. Psikanaliz ve Jung’un ArketipleriHALK ANLATILARI VE ENSESTPSİKANALİZ
Murat Kamböre

Murat Kamböre

Next Post
Oedipus Kompleksi ve Anne-Oğul Ensesti

Oedipus Kompleksi ve Anne-Oğul Ensesti

ORJİNAL TABLO SATIN AL

Recommended

Gençler, Siyasete Girin!

Gençler, Siyasete Girin!

2 yıl ago
SEO – Arama Motoru Optimizasyonu Kampanyası – BAŞLANGIÇ – 3 AY

SEO – Arama Motoru Optimizasyonu Kampanyası – BAŞLANGIÇ – 3 AY

9 yıl ago

Popular News

Plugin Install : Popular Post Widget need JNews - View Counter to be installed

Site Links

  • Oturum aç
  • Kayıt akışı
  • Yorum akışı
  • WordPress.org

About Us

We bring you the best Premium WordPress Themes that perfect for news, magazine, personal blog, etc. Check our landing page for details.

  • Hakkımızda
  • Advertise
  • Careers
  • Contact
  • Contact

© 2024 Platin Tech - Platin Tech Platin Tech.

No Result
View All Result
  • Home

© 2024 Platin Tech - Platin Tech Platin Tech.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
Nasıl Yardımcı olabiliriz ?
Go to mobile version