Kedi kadının yanındaydı,
Kadın gecenin yanındaydı.
Kedi gitti geceye değdi,
Karardı,
Döndü kadına değdi.
Bir kadın portresi belirdi;
Elinde siyah bir gül vardı,
Kucağında kırmızı bir kedi.
Şair Özdemir Asaf şiirinde kedinin büyüklüğü sıcaklığını bir kadınla özdeşleştirir…Aslında pek çok resimde tabloda da tıpkı şiirler gibi dilsiz varlıklar kadınların yanı başındadır. Amacımız pozitif ayrımcılık yahut cinsiyetçilik değil elbette, lakin vurgulamak istediğimiz dişil enerjinin var etme koruma sarıp sarmalama ve kollama duygularını kendi doğasında çok güçlü barındırması. Her insanda eril ve dişil tabiat özellikleri bir miktar olduğuna göre dişilin sahip olduğu söylenen koruyuculuk ve yaşarken yaşatma gibi özellikleri barındıran insanlar canlıları sahipleniyorlar. Gözlem yapıp insanlarla sohbet ettiğimde vardığım kanı şaşmaz biçimde bu oluyor. Sahiplenmenin dilsiz bir canlıyı yalnızca satın almak değil önemli bir yaşam disiplini olduğunu çoğunlukla onların haklarını savunan ve güçlü mücadele veren kadınlardan görüyor izliyorum.
4 Nisan tarihi hayvanların yani dilsiz ve insana muhtaç olan tüm canlıların yaşama ve barınma dahil tüm haklarının toplumda daha çok kabul görmesi ve onların maruz bırakıldığı tüm eziyet ve kötülüklere yasalar ile daha belirgin sınırların oluşturulması için gündeme her yıl getirilen bir tarih. Çünkü toplumda bu konuda tam bir sorumluluk şuuru yerleşmiş değil. Yüce Tanrının “Dilsiz kullarım” deyip emanet ettiği insan bu sorumluluklarını değil üstlenmek bir de üstüne üstlük varlıklarından rahatsız oluyor yahut işkence ediyor, aç bırakıyor veya keyfi kısa dönemlik bir oyalama aracı olarak görüp terk edebiliyor onları. Yasaların yaptırım gücünün güçlü olmadığı bu şartlarda kadınlar sahaya inerek beslemeler yapıyor ve koruma yasalarının artırılması için mücadele veriyorlar. Dernek ve kuruluşların yöneticilerinden öğreniyoruz ki bireysel bazda ya da sivil toplum kimliğiyle çalışma ve çabalar da tek başına yetmiyor. Daha büyük kitlesel bilinç ve bunun sonucu artık yaşam biçimine dönüşen davranış ve tutumlar gerekiyor. Formül çare olarak en başta eğitimin tabelasını gösteriyor. Peki merkezde eğitim denince kim var? Tabii ki yine kadınlar.
Kadın ve eğitim her konuda hiç değişmeyen ikili. Kadının en büyük özelliği nesiller arası her türlü kültürel bağları kuran ve toplumsal dönüşümün en önemli domino gücü olması. Bu gücü her ne kadar birileri annelik vasfı üzerine yükleyip ev içinde çok önemli bir varlık olarak betimlese de kadının topluma dönük önemli esaslı başka rolleri de var. Bunlardan biri de yerel yönetimlerde belediyelerde mecliste ön saflarda aktif karar mekanizmalarında söz sahibi olmaları. Kadınların daha önce sahalarda gösterdikleri başarılar planlama uygulama ve kontrol olarak titiz çalıştıklarını gösteriyor. Kadınlarımız ev hayatının sorumluluklarıyla beraber pek çok işi bir arada yürütüp nihayetlendirmede inançla çalışıyorlar. Lakin ne mecliste ne de birçok kurum ve kuruluşta üst düzeyde görevlendirilme oranları ne yazık ki artış göstermiyor. Bunun liyakatsizlik ile ilgili olduğunu değil sistemle alakalı olduğunu düşünüyorum. Aday adaylığından başlayarak ilerleyen kampanya sürecinde demokratik bir engel olmasa da kazanma başarısını önemli ölçüde destekleyen güçlü bir tanıtım gibi büyük olanaklara erkeklerin gücü nispetinde sahip değiller. Mutlaka eril sistemin oluşturduğu çok önemli bir gücü arkalarına almak zorundalar ve işte bu noktada tepelerinde camdan tavanlar bulabiliyorlar. Kurum ve kuruluşlarda üst düzeye tırmanmış kadınlarımız mevcut lakin bilgi ve başarı grafiği yükseliş halinde olsa bile tek başına bir insan olmanın bir anlamı olmuyor. Bu sistemin maddi tabana ve güce yatırım yapamayan başarılı insanlara da yer vermesi ve sistemin değişmesi gerekiyor.
Kadının sosyo kültürel tüm tabanlarda bilinçli eğitim almaları ve onların eğitimci kimliklerinin merkezde olmak üzere karar mekanizmalarının kadınların saha kabiliyetlerine daha çok yer vermeleri Türkiye’de sadece yönetimleri değil cadde sokak ve korunması gereken tüm canlıların da çehresini değiştirecektir.
Kadınların sosyal hayatta ve karar mekanizmalarındaki paydasızlıklarını haklı bir sitemle eleştirip aksi durumun toplum için önem ve değerini vurguladıktan sonra hayvan haklarını koruma ve gözetme gününün anlamına dair şu son vurguyu da insana yaparak sözü bitirelim;
İyi insan kendinden tamamen farklı olan canlılara hiçbir ayrım yapmadan iyi olabilen insandır. Hayvan sevmeyen insan, sadece kendi gibi olanı sevebilen diğer insanları ise sevemeyen insanlardır. Başka mezhepten başka görüşten başka inanıştan başka iç dünyalardan farklı insanlara ve farklı canlılara karşı iyiyseniz biliniz ki siz iyi bir insansınızdır. Dünya’da iyi insanların gitgide daha çok olması dileğiyle.





