Birçok araştırma ve teori, çevresel ve sosyal faktörlerin pedofili gelişiminde etkili olabileceğini bildirmektedir. Bu teorileri destekler şekilde pedofilik bireyler çoğunlukla çocuklara cinsel saldırı öncesi dürtü ve isteklerinin artmasında çevresel bir stresin rol oynadığını belirtirler. Ek olarak çocuklara yönelik cinsel istismarda bulunan bireylerin çoğunun çocukluklarında cinsel istismara uğradıkları birçok çalışmada gösterilmiştir. Bir bireyin ileride çocuğa cinsel saldırıda bulunma olasılığını arttırdığı tespit edilen en önemli çevresel neden, kişinin kendisinin çocuklukta cinsel olarak istismara uğramasıdır.[60] Bu ilişki “mağdurluk-saldırganlık döngüsü” veya “mağdur edilmiş-mağdur eden fenomeni” olarak adlandırılır. Bu durumun sıklığı ve yaygınlığı %28 ile %93 arasında çalışmadan çalışmaya, örneklemin nereden ve nasıl alındığına göre çok çeşitlilik gösterir. Kadınlarda bu durumun daha belirgin olduğu, çocuğa cinsel saldırıda bulunan kadınların %47 ile %100 oranında çocuklukta cinsel istismara uğradıkları belirtilmektedir. Homoseksüel yönelimi olan pedofiliklerin heteroseksüel yönelimi olan pedofiliklerden daha sık olarak çocuklukta cinsel istismara uğrarlar. Bazı çalışmalarda cinsel istismarda bulunacakları çocuklarda yaş tercihi olan pedofiliklerin kendilerinin cinsel istismara uğradıkları yaştaki çocukları seçtikleri belirlenmiştir.[22] Kendisi çocukluğunda cinsel istismara maruz kalan pedofilik bireylerin çoğunun mağdur çocukları aile içinden değil aile dışından seçtiklerini gösteren çalışmalar bulunmaktadır.[61] Salter ve arkadaşları çalışmalarında mağdur-saldırgan bireylerin %26’sının aile bireyleri içinden çocuğa cinsel istismarda bulunduklarını, %61’inin ise mağdur olarak aile dışından çocuklara cinsel istismarda bulunduklarını saptamışlardır.[62]
“Mağdurluk-saldırganlık döngüsü” veya “mağdur edilmiş-mağdur eden fenomeni”ni açıklayan birçok teori bulunmaktadır. Bunların başında saldırganla özdeşim; mağdur durumundan kurtulmak için çocuğun saldırganı örnek alarak yeni ve farklı bir kimlik oluşturma çabası yer alır. Bu durum için ortaya konan diğer açıklamalar; erken yaştaki cinsel istismar nedeniyle oluşan bozuk cinsel uyarılma örüntüsünün oluşması, erken yaştaki cinsel istismara bağlı gelişen hiperseksüel davranışlar, sosyal öğrenme yoluyla pedofilik eğilimin edinilmesidir. Ancak kendisi çocukluğunda cinsel istismara uğrayan birçok bireyin yetişkinlikte istismar eden olmadığı da akılda tutulmalıdır. Ek olarak pedofilik bireylerde yapılan çalışmalarda çocukluğunda cinsel istismara uğradığını belirten bilgilerin bu bireylerin kendilerinden alındığı, davranışlarının hoş görülmesi, daha az ceza alma uğraşları olabileceğinden dolayı gerçek oranın farklı olabileceği akılda tutulmalıdır.[14,60]
Pedofilik özelliklerin ortaya çıkmasında çocukluk döneminde özdeşleşeceği birilerinin olmaması, sosyal bileşenler açısından patolojik bir aile yapısına sahip olmaları, destek sistemlerinden yoksun olmaları sorumlu tutulmaktadır. Pedofilik yapının ortaya çıkmasında çocukluk ve ergenlik dönemindeki gelişimsel ve ailesel faktörlerin etkisine dikkat çeken Tardif ve Van Gijseghemi bu bireylerde gelişim döneminde yaşanan sorunlar nedeniyle ego bütünlüğü ile ilgili sorunlar olabileceğini belirtmişlerdir.[32]
Sağlıklı, dengeli ve psikososyal uyuma yönelik bir ego oluşması gelişimsel dönemde özdeşimler ve olgunlaşma sonucunda sağlanır. Ego yapılanması aşamasında sorun olan bireylerin sonraki dönemlerde ilişkisel problemlere eğilimli, sosyal uyumu bozuk bireylere dönüşebilecekleri öne sürülmektedir. Tardif ve Van Gijseghem, pedofilik bireylerin beden algısı ve ego bütünlüğünü inceledikleri çalışmada; kontrollere göre pedofilik bireylerde beden algısı ve ego bütünlüğü ile ilgili sorunların daha fazla olduğunu saptamışlar.[32]
Gelişim sürecinde özdeşimler yoluyla bireyin kendilik duygusu, diğerleriyle ilişki kurma ve cinsel yönelim gelişiminin gerçekleştiği, özdeşim sürecinde yaşanan sorunların bireylerin kişiler arası ilişkiler ve sosyal uyumlarının bozuk olmasında etkili olduğu ortaya konan teorilerde vurgulanmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalarda da, pedofilik bireylerin kişiler arası ve sosyal uyumlarında sorunlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca büyük çoğunluğunda aile içerisinde şiddet olgusu, aile içi sorunlar, ebeveyn ve çocuk ilişkisinde sorunlar, bağlanma bozuklukları, olumsuz ebeveyn algısı bulunduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Bütün bu veriler pedofilik yapının gelişmesinde aile ortamı ve anne-babanın rolünün önemini göstermektedir.[32]
Cinsel istismarda bulunan bireylerin genel olarak eğitim ve sosyoekonomik düzeyleri düşüktür. Pedofilik bireylerin yaklaşık olarak %61’inin sınıf tekrarı yaptığı ya da özel alt sınıflarda eğitim gördükleri saptanmıştır. Pedofilik bireylerin genel toplum örneklerine oranla daha düşük eğitim düzeyine sahip oldukları ve işsizlik oranlarının yüksek olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada örneklemlerin genelde hapis yatan, yakalanan gruptan alındığı, bu nedenle bu tür olguların hepsine genellenemeyeceği akıldan çıkarılmamalıdır.[44]
Blanchard ve arkadaşları 260 pedofilik birey ile 260 sağlıklı kontrolü inceledikleri bir çalışmalarında; homoseksüel pedofili ile doğum sırası arasında bir bağıntı saptamış, bu bireylerin çoğunun kendilerinden büyük bir erkek kardeşe sahip olduklarını belirlemiştir. Benzer bulgular erişkin homoseksüelliği ile doğum sırası ilişkisinde de gösterilmiştir. Diğer bazı çalışmalarda ise anne yaşının ileri olması ile pedofilik olma arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Doğum sırası ile pedofili arasındaki ilişkiyi açıklamada daha önce erkek çocuk doğurmuş multipar kadınların kanında anti-erkek antikorlarının olabileceği, bunlarında fetüsün nörogelişimini etkileyebileceği şeklinde teoriler de bulunmaktadır.
Ancak tüm bu veriler ve pedofili arasında gözlenen ilişkinin sosyal faktörlere mi yoksa biyolojik faktörlere mi bağlı ortaya çıktığı henüz kesin biçimde aydınlatılabilmiş değildir.[27]
Pedofili ile Birlikte Bulunan Psikiyatrik Bozukluklar bundan sonraki yazımız.






