• Hakkımızda
  • Advertise
  • Careers
  • Contact
  • Contact
Pazartesi, Mayıs 18, 2026
  • Login
No Result
View All Result
İmgazete
  • ANA SAYFA
    • Hakkımızda
  • BİLİM
  • Edebiyat
  • Şiir
  • İMGAZETE
  • KÜLTÜR
    • Yerel Haber
    • Felsefe
    • Hukuk
  • Sanat
  • Sosyoloji
    • Sağlık
  • Teknoloji
  • İktisat
  • ANA SAYFA
    • Hakkımızda
  • BİLİM
  • Edebiyat
  • Şiir
  • İMGAZETE
  • KÜLTÜR
    • Yerel Haber
    • Felsefe
    • Hukuk
  • Sanat
  • Sosyoloji
    • Sağlık
  • Teknoloji
  • İktisat
No Result
View All Result
İmgazete
No Result
View All Result
ANA SAYFA Edebiyat

Bölüm:2 Öykücünün Öyküsü(5)

by Murat Kamböre
26 Şubat 2024
in Edebiyat
0
Bölüm:2 Öykücünün Öyküsü(5)
0
PAYLAŞIMLAR
0
GÖRÜNTÜLEME
Share on FacebookShare on Twitter

Baba kaybının ardından çok değil bir yıl sonra, kimi sıkıntılar yaşadığı Balıkesir’den naklen, İstanbul Muallim Mektebine alınır. 1927 yılının, özellikle İstanbul Üniversitesi çevresiyle kurduğu yoğun ve yakın ilişkilerin, Sabahattin Ali’nin bütün yaşamı üzerinde son derece belirleyici bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Durumu açıklığa kavuşturmak için yalnızca tanışıp yakınlaştığı Edebiyat Fakültesi öğrencisi iki kişinin adını vermek yeterli olacaktır.
İlki Türk Halk Edebiyatının, bugün de gelmiş geçmiş en yetkin uzmanlarından biri kabûl edilen ömürlük dostu Pertev Naili Boratav’dır.
İkincisi ise dostluktan açık, sıcak düşmanlığa dönüşen ilişkileri içinde daha çok ihbarlar ve davalarla kısa ömründe önemli bir yer edinen Nihâl Atsız’dır…
Çatışmanın ana eksenini oluşturan siyasal görüş ayrımlarına ilişkin olarak kendisinden doğrudan aktarılanlar dışında hiçbir niteleme sıfatı kullanmak doğru görünmüyor. Bunun nedeni henüz olgunlaşmamış bir siyasal terminolojinin türlü yanılgılara davetiye çıkartabilecek durumda olmasıdır diyelim. Bir başka deyişle yüklenen anlamların, kavramların uluslararası karşılıklarıyla gerçekten örtüşüp örtüşmediğinin daha iyi incelenmesi gerekir.
Ayrıca bu konuda hiç kimse, okuyucuya Atsız’ın kendisi kadar bol seçenek sunamaz. O yüzden metin boyunca Orhun Gazetesi yazarı demek daha doğru tercih sayılabilir. Hemen bir örnek verelim. Bu, Sabahattin Ali’ye, Konya Cezaevinde yatarken gönderdiği bir mektuptan aktarımdır. “ Sana hiçbir zaman benim gibi şoven nasyonalist, faşist militarist ol demem. Fakat artık çocukça hareketlerden de vazgeçmeni tavsiye edebilirim. ( 1933) A’dan Z’ye Sabahattin Ali Yapı Kredi Yayınları, s:83)
Bu konuda, eldeki tek örnek bu özel yazışma değil. Öyle olsaydı, bunları eski arkadaşlar arasında bir tür şakalaşma bile sayabilirdik.Atsız’ın 1940 Ağustosunda yayımladığı İçimizdeki Şeytanlar broşüründe “ Ben de ırkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için, evet övünerek söylüyorum ve tekrar ediyorum ırkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için Sabahattin Ali’nin iftiralarına cevap vermek lüzumunu duyuyorum” ( YKYs: 84) ifadeleri yinelenir.
Bilindiği gibi “ ırkçılık, özellikle 1945’ten sonra bütün Dünyada, temel insan haklarına aykırı bulunarak reddedilmiştir. Milliyetçi tezleri benimseyenler, aradaki farkı ısrarla belirtmeye çalışarak, ırkçılığı onaylamadıklarını vurgularlar. Söylemin eylemle uyuşmadığı, akımların birbirinin içine makro ya da mikro boyutta sızdığı söylense de çizilen kuramsal sınırlar önemlidir. En azından kültürün idealize edilmiş alanında” artık bu tür bir seçkinciliğe onay yoktur. Yine de takvim, henüz 1927’i göstermektedir. Sabahattin Ali, henüz Balkanların belleğindeki acısına, Çanakkalenin “ evini savunmaya destan yazan yiğitliğine ne ad vereceğini pek bilememektedir. Daha düşünsel savrulma, veri toplama dönemidir. Okulu bitirir, bir yıl Yozgat’ta öğretmenlik yapar ama doğrusu ya kendisini tam anlamıyla cendereye kıstırılmış gibi hissetmektedir.
Yeri gelmişken, o dönemde, İstanbulluların taşra saydığı küçük Anadolu kent ve kasabalarıyla yazarımız arasındaki ilişkiye değinmekte yarar vardır. Pek çok okuyucunun, olumluluk olumsuzluk dengesi kurmakta benimsediği gerçekçilik ile kişilik analizleri konusunda eriştiği ustalık yüzünden Sabahattin Ali’ye yakıştırdığı “ kasaba severlik” oldukça tartışmaya açıktır. Öncelikle, bir aydın olarak, yaşamak için düşünsel farklılık ve özgürlüğe saygılı, iletişim olanaklarına sahip, gelişmiş merkezleri( örneğin üniversite kentlerini) tercih ettiği açıktır. Ancak iş, hangi insan ve alanı incelemeyi seçeceğine gelince, ne kentten, ne kasabadan ne köyden vazgeçmez.
Şiirleriyle ilgili olarak söyledikleri, İçimizdeki Şeytanda müzik öğretmenine söylettikleri, dönemin aydınları arasında tipiktir: Toplumu iyi tanıyacağız ama aynı malzemeyi çok daha yetkinlikle, daha üst bir bilim ve sanat düzeyiyle işleyeceğiz. Ruhi Su’yun ifadesiyle söylersek “ bir aydın halkının türkülerini sevip benimseyerek söylediğinde haktan biri olmaz, halkını sevip benimseyen bir aydın olur”
O yüzden bilindiği gibi türküleri yerel ağız kullanmadan standart bir Türkçeyle söylemiştir. Aşağı yukarı aynı tezleri Sabahattin Aliden de duyabiliriz. Halkı anlamak ve kendisinde giderek milliyetçi teriminin önüne geçen halkçılığın gereğini yapmak bakımından gözlem gücünü sonuna kadar yardıma çağırır. Anadolunun her karesini, beyninin her hücresine kaydeder. Dostlarına mektuplarında küçük yerleşim merkezlerinin tekdüzeliğinden yorulmadan yakınsa da yazar olarak yaşananların dirhemini kaçırmaz.
Akademik olarak roman, sanayii toplumlarının ve onun artık iyi kötü bireyleşmiş insanlarının tetiklediği edebî tür sayılırken O, bu türü, o aşamanın hemen öncesindeki çözülmenin, kırgınlık ve arayışın, iki yüzlülük ve umudun anlatısı yapmıştır. Kuruculuğun tadıdır damağındaki, özgürlüğün, kaleminin hiçbir engele çarpmadan göz alabildiğine gidebilmesinin…
Şiirde ise biraz daha güçlü bir geleneğin takipçisi olarak bulur kendini… Öteden beri kullanılan sekiz hecelik halk şiiri kalıbını kullandığında çok sevilir dizeleri, o yüzden çoğu anonim sanılır. Neyseki imzasını geleceğe taşıyan akıllıca bir yöntem kullanmış, şiirlerine öykülerinde de yer vermiştir.
Onlardan biri de “leylim ley” diye bilinen dörtlüklerine ev sahipliği yapan Ses başlıklı öyküsüdür.
1920’lerin sonlarına geri dönersek, Sabahattin Ali’yi bir türlü sevemediği Yozgat’tan kurtuluş planları yaparken buluruz. Bu konuda en büyük şansı, MEB’nın Almanya’ya bursla öğrenci göndermek için açtığı bir sınavda üstün başarı göstermesi olacaktır. Şaşırtıcı görünebilir ama gidişten önceki son yazını da pek sevgili dostu Nihal Atsız’la geçirecektir.
1928 yılındaysa artık, etkileri, ömrünün sonuna kadar sürecek olan Almanya yolculuğuna çıkar.
Gerçekte buradaki kalış süresi son derece kısadır çünkü bir Alman öğrencinin Türkleri aşağılayan sözlerine dayanamayarak Ona yumruk atmış, özür dilemeyi kabûl etmediği için de iki yıl sonra okuldan atılmıştır. 1930’da Türkiye’ye döner. Şaşırtıcı olan iki yıllık zaman diliminde Almancayı akademik ve felsefî düzeyde mükemmel denecek derecede iyi öğrenmiş olmasıdır. Bu yetisi, elindeki en önemli güçlerden birisi olacak, kısa bir süre sonra 2. Dünya Savaşından ve ülkelerinde iktidara gelen Hitler faşizminden kaçan demokrat Alman aydınları, mesken tuttukları Türkiye’de şiddetle çevirmene ihtiyaç duyacak.

Tags: Sabahattin Ali
Murat Kamböre

Murat Kamböre

Next Post
Bölüm(2): Öykücünün Öyküsü (6)

Bölüm(2): Öykücünün Öyküsü (6)

ORJİNAL TABLO SATIN AL

Recommended

Bekar annelerin sayısı 1,8 milyonu aştı!

2 yıl ago
KÜÇÜK ÇINAR YAPRAĞI İLE DENİZ 1

KÜÇÜK ÇINAR YAPRAĞI İLE DENİZ 1

2 yıl ago

Popular News

Plugin Install : Popular Post Widget need JNews - View Counter to be installed

Site Links

  • Oturum aç
  • Kayıt akışı
  • Yorum akışı
  • WordPress.org

About Us

We bring you the best Premium WordPress Themes that perfect for news, magazine, personal blog, etc. Check our landing page for details.

  • Hakkımızda
  • Advertise
  • Careers
  • Contact
  • Contact

© 2024 Platin Tech - Platin Tech Platin Tech.

No Result
View All Result
  • Home

© 2024 Platin Tech - Platin Tech Platin Tech.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
Nasıl Yardımcı olabiliriz ?
Go to mobile version