C. Eniştesine Göz Koyan Baldızlar

Halk bilimci Seyfettin Karabaş, mânide yer alan ilk iki dizenin anlamsız olduğunu belirten
Pertev Naili Boratav, Şükrü Elçin ve İlhan Başgöz‟den alıntılar yaparak mânilerin dış niteliklerine bakılarak değerlendirildiğini ancak bu değerlendirmelerin yanlış genellemelere yol açtığını belirtmektedir
(Bütüncül Türk Budun bilimine Doğru 65-77). Mânici belirlenmiş olan dört dize ve yedi heceyi tutturarak mâni düzmeye çalışmakta ancak bu durumda mânilerde anlam sorunu ortaya çıkarmaktadır. Karabaş‟a göre mânilerdeki dize ve hece sayılarının genel geçer bir kuralı yoktur. Dolayısıyla hece sayısını ve uyağı sağlama kaygısıyla anlamsız ya da doldurma dizeler yazıldığının söylenmesi de genellemeden öteye
Pertev Naili Boratav, Şükrü Elçin ve İlhan Başgöz‟den alıntılar yaparak mânilerin dış niteliklerine bakılarak değerlendirildiğini ancak bu değerlendirmelerin yanlış genellemelere yol açtığını belirtmektedir
(Bütüncül Türk Budun bilimine Doğru 65-77). Mânici belirlenmiş olan dört dize ve yedi heceyi tutturarak mâni düzmeye çalışmakta ancak bu durumda mânilerde anlam sorunu ortaya çıkarmaktadır. Karabaş‟a göre mânilerdeki dize ve hece sayılarının genel geçer bir kuralı yoktur. Dolayısıyla hece sayısını ve uyağı sağlama kaygısıyla anlamsız ya da doldurma dizeler yazıldığının söylenmesi de genellemeden öteye
geçememektedir (66-77). Bu noktada incelenen mânilerin dizeleri bir bütün olarak değerlendirilip ensest temasının yer aldığı mânilerdeki nesneler arketipsel simgecilik açısından ele alınacak ve ensest çağrışımlar gösterilecektir.
İlhan Başgöz‟e göre mâniler, genç erkek ve kadınların sevgilerini karşı cinse belli etmesini sağlayan sözlü bir araçtır. Ayrıca Başgöz, mânilerin temlerine bakarak onların “sevişen insanların malı” olduğunu söylemektedir (230). Ona göre mâniler yapıları gereği sosyal olayları anlatmaktan ziyade törenlerde ve eğlencelerde sevişme ve haberleşme rolü üstlenmektedir. Mânilerde dikkat çeken en önemli nokta gündelik hayatta dile getirilmeyen cinsel isteklerin cesurca ifade edilmesidir. Bu cesaretin nasıl ve neden kaynaklandığı sorusuna Başgöz bir yanıt bulamamaktadır (231) Enişte-baldız ensestinin mânilerde dile getirilmesi ve kadının ensest eğilim göstermesi de mânilerin cinsel isteklerin cesurca ifade edildiği bir anlatı türü olduğu düşüncesini pekiştirmektedir.
İlhan Başgöz‟e göre mâniler, genç erkek ve kadınların sevgilerini karşı cinse belli etmesini sağlayan sözlü bir araçtır. Ayrıca Başgöz, mânilerin temlerine bakarak onların “sevişen insanların malı” olduğunu söylemektedir (230). Ona göre mâniler yapıları gereği sosyal olayları anlatmaktan ziyade törenlerde ve eğlencelerde sevişme ve haberleşme rolü üstlenmektedir. Mânilerde dikkat çeken en önemli nokta gündelik hayatta dile getirilmeyen cinsel isteklerin cesurca ifade edilmesidir. Bu cesaretin nasıl ve neden kaynaklandığı sorusuna Başgöz bir yanıt bulamamaktadır (231) Enişte-baldız ensestinin mânilerde dile getirilmesi ve kadının ensest eğilim göstermesi de mânilerin cinsel isteklerin cesurca ifade edildiği bir anlatı türü olduğu düşüncesini pekiştirmektedir.
Mânilerde kadının pasif kalmadığı, sevgisi uğruna evine, ailesine ve toplumun değerlerine karşı geldiği açıkça görülür (Başgöz 234). Bu da mânilerde kadının, diğer halk anlatı türlerinde olduğu gibi, mağdur konumda olmadığı anlamına gelmektedir. Ayrıca âşık tarzı destanlarda kayınbirader-yenge ensesti dışındaki diğer halk anlatı türlerinde ensesti isteyen hep erkek olurken mânilerde ensest eğilim gösteren kadındır. Balaman‟a göre “Evlilikte yakın komşu ve akraba dışına çıkma mekânsal hareketliliğin artmasıyla doğru orantılıdır” (52). Dolayısıyla baldız-enişte ensesti özel alan-kamusal alan çerçevesinde ele alındığında kamusal alana rahatlıkla çıkamayan baldızın evin ya da ailenin içinde gördüğü enişteye eğilim göstermesi bir anlamda kaçınılmazdır.
Mânilerin birinde eniştesine ablasını vurmasını söyleyen baldız, sororat geleneğiyle eniştesiyle evlenmeyi planlamaktadır:
Karşıda dursana
Tabancanı kursana
Ben sanan varacağım
Ablamı vursana (Göksu 219)
Enişte, baldızının söylediği yukarıdaki mâniye şöyle yanıt vermektedir:
Ben karşıda duramam
Tabancamı kuramam
Bir yastığa baş koydum
Ben ablanı vuramam (Göksu 101)
“Karşıda durmak” ifadesi “karşılık vermek” ifadesiyle birlikte düşünüldüğünde baldızın eniştesine “karşıda dursana” diye seslenmesini baldızın eniştesinden ilgi beklediğinin göstergesidir. Görüleceği gibi cesur olarak niyetini belli eden kadının karşısındaki erkek, kadına aynı şekilde karşılık vermemektedir. Aşağıdaki mânide de baldız, eniştesiyle evlenmek için her şeyi göze almakta ve açıkça niyetini belli etmektedir:
Al giydim alsın diye
Mor giydim sarsın diye
Nişanlımdan ayrıldım
Eniştem alsın diye (Yurter 28)
Günlük hayatta kullanılan “Baldız baldan tatlıdır” atasözü ile “Düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü” deyimi baldız-enişte ensestini örnekleyen ifadelerdir. “Baldız baldan tatlıdır” atasözü baldıza yönelik bir iltifat olarak değerlendirilirken “Düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü” deyimi“ gösterilen yakınlığın, iltifatın gizli bir nedeni olduğu düşünüldüğünde söylenen bir söz” olarak açıklanmaktadır. Dolayısıyla bu ifadelerde eniştenin baldızına duyduğu gizli bir ilgiden söz edilebilir. Ancak bu çalışmada ele alınan mânilerde enişte, baldıza ilgi göstermemekle birlikte baldızın gösterdiği ilgi ve sevgiye de karşılık vermemektedir. Örneğin bir mânide karısını beklerken karşısında baldızı gören enişte, yalnız yatamadığını söylese de baldızın gitmesini, yerine karısının gelmesini istemektedir:
Köprünün altı yıldız
Nerden geldin hey baldız
Sen git de bacın gelsin
Yatamıyom yalınız (Göksu 243)
İlhan Başgöz “Mânilerimizin Başlıca Temelleri” başlıklı yazısında mânilerde kadının tıpkı erkek gibi sevgisini uğruna her türlü fedakârlığı göze aldığını, hatta öz bacısını bile feda etmeye hazır göründüğünü belirtmekte ve örnek olarak da şu mâniye yer vermektedir:
Dağ başında dursana
İnci mercan olsana
İki gözüm eniştem
Şu ablamı vursana (234)
Burada dağ sözcüğü, büyüklüğü ve yüksekliği ile birlikte yetişkin kişiliği simgelemektedir (Dört Arketip 89) Baldızın, eniştesine “dağ başında dursana” diyerek seslenmesi, eniştenin baldızdan daha büyük yaşta olduğunu göstermektedir. “İnci mercan” ifadesi, bu nesnelerin değerli olması ve mücevher olarak kullanılması bakımından benliği simgelemektedir. Eniştesine duyduğu ilgi, baldızın benliğiyle bütünleşme ve bireyleşme isteğiyle açıklanabilir. Ayrıca baldızın, eniştesinden açıkça ablasını vurmasını istemesi dikkat çekicidir. Mâninin söylendiği ortamın bilinmesi, bu tarz mânilerin çözümlenmesinde kuşkusuz yol gösterici olacaktır, ancak derlenen mânilerin çoğunluğunun icra edildiği ortamlar hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildir.
“Armudumu Dişledim” türküsünde enişte ile akraba bir kadın arasındaki ensestten söz edilmektedir.
“Armudumu Dişledim” türküsünde enişte ile akraba bir kadın arasındaki ensestten söz edilmektedir.
Öncelikle bu türküdeki “enişte” terimiyle kimin kastedildiğini bilmek gerekir. Bir kimsenin kız kardeşinin veya kadın akrabalarından birinin kocasına enişte olarak hitap edilmektedir. Dolayısıyla ancak eniştenin kim olduğuna bakılarak enişteye ensest eğilimi gösteren kadının kim olduğu belirlenebilir. Bu türküdeki dizelere bakarak kesin olarak ifade etmek mümkün olmasa da muhtemelen burada da enişte-baldız ensesti örneklenmektedir.
“Armudumu Dişledim” türküsünün girişinde anlatıcı, sevdiğinin ismini gömleğine işlediğinden söz etmekte ve ikinci dörtlükte de sevdiğinin kim olduğu açıklamaktadır:
Armut daldan düşer mi
Karıncalar üşer mi
Sorun bakın enişteme
Bize nikah düşer mi
Estés, geleneksel olarak kadın rahmini temsil eden meyvelerden söz etmektedir. Bu meyveler en sık olarak armut, elma, incir ve şeftalidir.
Arketipsel simgecilikte de armut, yeni benliğin tohumunu temsil etmektedir (Estés 468). Armudun dalından düşmesi, olgunlaşması ile ilgilidir. Bu noktada olgunlaşmış olan meyvenin dalından düşmesi, erginleme sonucu yeni bir benliğe geçiş yapan bireyin evinden ayrılmasıyla ilişkilendirilmelidir. Dalından düşen armuttan beslenmek isteyen karıncalar armudun etrafına üşüşmektedir. Nitekim evlilik çağına gelen kızla evlenmek isteyen erkekler olacaktır etrafta. Kız, burada eniştesine evlilik çağının geldiğini, onunla
Arketipsel simgecilikte de armut, yeni benliğin tohumunu temsil etmektedir (Estés 468). Armudun dalından düşmesi, olgunlaşması ile ilgilidir. Bu noktada olgunlaşmış olan meyvenin dalından düşmesi, erginleme sonucu yeni bir benliğe geçiş yapan bireyin evinden ayrılmasıyla ilişkilendirilmelidir. Dalından düşen armuttan beslenmek isteyen karıncalar armudun etrafına üşüşmektedir. Nitekim evlilik çağına gelen kızla evlenmek isteyen erkekler olacaktır etrafta. Kız, burada eniştesine evlilik çağının geldiğini, onunla
evlenmesinin mümkün olup olmayacağını sorarken ensest eğilimi göstermektedir.
Bütüncül Türk Budunbilimine Doğru adlı çalışmanın “Kalıpsal Çözümlemenin Manilere Uygulanması” bölümünde Karabaş‟ın malzeme olarak kullandığı mânilerden üçünde baldız-enişte ensesti sezdirilmektedir:
Dere boyu giderim
Bir çıkı buldum çözerim
Vallah billah enişte
Ben ablamdan güzelim
Bahçelerde gezerim
Mavi boncuk sezerim
Vallah billah enişte
Ben ablamdan güzelim (106)
Karabaş, bu iki mâninin ilk iki dizesindeki kalıpların eş ya da yakın anlamlı olduklarını belirtip birbirlerinin yerine kullanıldıklarını göstermektedir.
Bu mânilerin biçimsel özelliği üzerinde duran Karabaş, anlamlarıyla ilgili yorum yapmamaktadır. Ancak aşağıdaki mâniyle ilgili eniştenin baldızın peşinde olduğunu söylemekle yetinmektedir:
Bu mânilerin biçimsel özelliği üzerinde duran Karabaş, anlamlarıyla ilgili yorum yapmamaktadır. Ancak aşağıdaki mâniyle ilgili eniştenin baldızın peşinde olduğunu söylemekle yetinmektedir:
Bahçelerde gezerim
Çıkı buldum çözerim
Ben ablamdan güzelim
Eniştemi üzerim (107)
Görüleceği gibi bu mâni üzerinden eniştenin, baldızının peşinde olduğu yargısına varmak mümkün değildir. Karabaş, muhtemelen baldız-enişte ensestinde ensesti isteyen tarafın enişte olduğu ön bilgisinden hareketle bu yorumu yapmaktadır.
Yukarıdaki mânilerde yer alan “dere boyu giderim” dizesindeki büyük su kütlelerinin, simgebilimde hayatın başlangıcını oluşturduğu düşünülen yeri ifade
Yukarıdaki mânilerde yer alan “dere boyu giderim” dizesindeki büyük su kütlelerinin, simgebilimde hayatın başlangıcını oluşturduğu düşünülen yeri ifade
ettiği söylenmektedir (Estés 340). Dolayısıyla dere boyunca giden kız, yeni bir hayatın eşiğinde olduğunu dile getiriyor. Ayrıca “dere boyu gezmek” ve “bahçelerde gezmek” dizeleri kızın kamusal alandaki görünürlüğünü de ifade etmektedir. Kamusal alanda kendini gösteren baldız, güzelliği sayesinde eniştesi tarafından fark edilmeyi beklemektedir.
“Mavi boncuk”, “mavi boncuk dağıtmak” deyimiyle ilgilidir. Bu deyim “ birçok kişiye birden sevgi göstermek ve söz konusu kişileri, bu sevginin yalnız kendisine verildiğine inandırmak” anlamında kullanılmaktadır. Baldız, “mavi boncuk sezerim” dizesinde ablasıyla evli olan eniştenin de kendisine gönül verdiğini anlatmak istemektedir. Böylelikle eniştesine duyduğu ilginin karşılık bulduğunu dile getirmektedir.
Mâniler, ensest teması bağlamında bu çalışmada incelenen diğer halk anlatı türlerinden farklılık göstermektedir. Âşık tarzı destanlar da işlenen kayınbirader-yenge ensestinde olduğu gibi baldız-enişte ensestinde de kadının ensest eğilim gösterdiği görülmektedir.
Sonuç bundan sonraki yazımız.





