<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>söyleşi &#8211; İmgazete</title>
	<atom:link href="https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/haber/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik</link>
	<description>SosyoEkonomik Kültür&#38;Haber Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Nov 2024 15:17:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/wp-content/uploads/2024/01/cropped-imgazete-logo5-32x32.jpg</url>
	<title>söyleşi &#8211; İmgazete</title>
	<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>  LİLİTH’DEN  MALALA’YA KADININ ADI VAR</title>
		<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/imkadin/lilithden-malalaya-kadinin-adi-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kamböre]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2024 15:17:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İMKADIN]]></category>
		<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[kadının adı var]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Lilith]]></category>
		<category><![CDATA[Lilith'den Malala'ya Kadının Adı Var]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imgazete.com.tr/ekonomi-haberleri/?p=988587</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Ülkemizde kadına yönelik şiddet sürekli gündemin  değişmez bir parçası olarak her gün yeni haberlerle toplumumuzu derinden sarsmaya devam ediyor. Kadına yönelen şiddetin sebeplerini irdelediğimizde, sosyo-kültürel, tarihi bazı analizler yapma ihtiyacı duyduk. Erkek varlığının tamamlayıcı öbür yarısı olan kadının neden toplumu bu kadar yaralayıcı bir manzaranın içinde başrolde olduğunu çok yönlü anlamaya çalışarak kadının kimlik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkemizde kadına yönelik şiddet sürekli gündemin  değişmez bir parçası olarak her gün yeni haberlerle toplumumuzu derinden sarsmaya devam ediyor. Kadına yönelen şiddetin sebeplerini irdelediğimizde, sosyo-kültürel, tarihi bazı analizler yapma ihtiyacı duyduk. Erkek varlığının tamamlayıcı öbür yarısı olan kadının neden toplumu bu kadar yaralayıcı bir manzaranın içinde başrolde olduğunu çok yönlü anlamaya çalışarak kadının kimlik sorununu daha derinden incelemek üzere toplumbilimci yazar, kadın tarihi araştırmacısı, ilişki  ve iletişim danışmanı Özlem Akşit ile düne ve bugüne dair bir röportaj gerçekleştirdik;</p>
<p><strong>SORU: Sayın AKŞİT, neredeyse hemen her gün üzüntüyle izlediğimiz bu kadın cinayetleri haberleri hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Çok boyutlu yönleriyle, ciddi bir titizlikle, genel geçer hukuksal bir sorun gözüyle  bakmadan toplumun tüm dinamikleriyle ele alınması gereken bir sorunumuz olduğunu düşünüyorum. Elbette her şeyin temelinde ekonomiye bağlı sosyal  çöküntü ve buna bağlı olarak toplumsal yapıda sosyal ahlaki çürümenin önemi büyük ancak kadının tarih boyunca sosyal kimliğinin insanlık için ne ifade etmekte olduğunu da gözden geçirip daha bilinçli bir bakış elde etmek gerekiyor. Narin çocuğumuzun trajik vakasına bakıldığında ya da Özgecan cinayetini hatırladığımızda  kadının erkek öfkesiyle karşılaştığında neden bu kadar kolay öldürülebilir, ucuz ve harcanması kolay bir varlık olarak görüldüğünü sorgulamak gerekiyor. Olaylara tabii ki yalnızca kadın hakları yönüyle değil, psikoloji, sosyoloji, iletişim gibi çok değişik disiplinlerden de bakılmalı. Erkek öfkesi ve şiddetinde yer alan sebeplerin  temelleri incelenmeli. Aslında temelde anaerkil bir yapıya sahip olan toplumumuzda kadının tarihi kimliğine baktığımızda ve bugün modern dünyada da görünürde bir saygınlığa sahip olduğunu söyleyebilecekken cinayetler konusunda karnemizin bu kadar kötü bir karne oluşunun bizi ciddi bilimsel araştırmalara sevk etmesi ve toplumda ciddi bir bilgi ve bilinçlenme seferberliği gerekiyor. Hassasiyetin en üst düzeyde eylem düzeyine taşınması gerekiyor. İlişki iletişim ve aile danışmanı olarak toplumsal iletişim ve ortak yaşamda saygı ve sevgi dilimizin çok yanlış olduğunu da düşünüyorum. Bu alanda uzmanların tabandaki halka farkındalık eğitimleri verme konusunda hizmetlerinin daha çok ulaştırılması  gerekiyor. Toplumda ciddi bir iletişim ve ahlak sorunu var ve iletişim denince sadece medyanın topluma aktardığı haberler yahut ticaret ve banka sektöründe müşteriyle iletişim becerileri anlaşılıyor. Oysaki insan için iletişim sabah uyandığı andan itibaren önce kendisiyle daha sonra en yakınındaki insanlarla başlıyor ve gün boyu insan, hayvan, bitki veya teknolojik iletişim olarak tüm varlıklarla sürüyor. Kadın erkek ilişkilerine daha bilinçli bir bakış kazandırılmalı yine burada da uzmanların söylemlerine dikkat etmesi gerekiyor. Sosyal medya çok sıkı takip ediliyor ve maalesef bu mecralarda sürekli yalnızlık ve bireyselliği vurgulayıcı “Sadece sen önemlisin, yalnızca sen varsın sen değerlisin, şöyle şöyle yapıyorsa sil gitsin”, “Bir erkeği/kadını anlamanın altı kuralı” gibi rakamlarla tespit edilmiş! Hap öğretiler sunuluyor. İnsan kendini tümüyle tanıyabiliyor, anlayabiliyor mu ki karşısındaki insanın iç dünyasının şifrelerini çözebilsin  denemiyor. Toplumdaki kalıplaşmış öğretiler de cabası. İnsanlar olarak hepimiz bize sunulan hazır formül ve kalıplarla birbirimize öyle peşin bakışla  ve genellemelerle dolu simülasyon bir dünyaya ait varlıklar olduk ki, formüllerle yaşıyor formüller işe yaramadıkça da yaralanıyor yaralıyoruz birbirimizi. Cidden bu konularda düşünmek lazım tabii. Ama konuya geri dönecek olursak, bilgi ve araştırmanın önemini vurgulamak adına nasıl ki bir doktor bir hastalığı teşhis edebilmek için bulgulara inip hastalığın kökünde olanı inceleyip sonuçlara göre hareket ediyor kadın sorunsalını çözebilmek için de tâ insanlık tarihi kadın tarihine bir yolculuk yapmak gerekiyor. Ben de bunu yaptırarak insanları bazı hususlarda bilgilendirmek ve düşündürmek istedim. (Aslında bu kitapta genel olarak insanlığın sosyolojik  öyküsünü  anlatmama rağmen, kendime öz eleştirimdir, erkeğin de tarihini başka detaylarıyla ayrıca yazmam gerekiyor çünkü erkeği de anladığımızda pek çok açıdan boşluk tamamlanmış olacak) Çünkü erkeğin kadını kadının da erkeği doğru yerden görmesi gerekiyor ; Yani cinsi kimlik yönüyle değil, insan yönüyle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SORU: Lilith’den Malala‘ya Kadının Adı Var adlı kitabınız başlığından da anlaşıldığı üzere oldukça geniş konuları ele alan bir esere benziyor. Genel bir kadın tarihi araştırması diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Evet kesinlikle öyle. İnsanlığın tarih sahnesinde ilk varoluş dönemlerinden itibaren kadına dair elde bulunan bilgi ve araştırmalara dayanarak yeryüzündeki sosyo- kültürel kimliğiyle geçirdiği yolculuğu anlatıyor.</p>
<p><strong>SORU: Neden Lilith’den başlama ihtiyacı duydunuz? Kimdir Lilith?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Son dönemlerde kadın aktivistlerin çok kullandığı bir imge. Sebebi de Lilith’ in  Âdem’ e yani erkeğe ilk başkaldıran onun eşi olmayı reddeden ilk kadın imgesi oluşu. Ama tabii ki Lilith, Havva’dan önce Âdem için ilk eş olarak ateşten yaratılan bir varlık olarak söylense de kutsal kitaplarda doğrulayıcı bilgisi bulunmayan Yahudi apokrif inançlarına göre ortaya çıkmış, itaat etmediği ve cennetten kovulduğu için Âdemin soyundan gelenleri yok etmeye kararlı kötü ruhlu bir karakter. Eski Türklerde lohusa kadınlara musallat olan albastı  olarak dile getirilmiş. Modern çağda bu imge kadının ezilişine yok sayılmasına ve şiddete karşı bir başkaldırı imgesi olarak kullanılıyor.</p>
<p><strong>SORU: Kitabınızın kadın tarihini her yönüyle anlatmayı amaçladığını anlıyoruz. Peki yazma amacınız, çıkış noktanız neydi?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Az bilinen ancak bugün dahi insanlığın bilinçaltındaki hükmünü sürdüren doğru kabul edilmiş yanlışları anlatmak, çözümlemeleri yapmak ve algılarımızdaki hala yönlendiriciliği olan bazı sosyo-kültürel alışkanlıkların ya da uygulamaların aslında temelinde bulunan sakat inançları gösterebilmekti. Bir örnek vermek istiyorum; 2016-2018 yılları arasında Kocaeli’nde bir araştırma yapılmış, ekseriyetle 18-40 yaş aralığındaki kadınların el ve ayaklarında  görülen  kına rengi lekeler, eski zamanda bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından şeytanın kadına dokunması olarak yorumlanarak pek çok bu durumdaki kadının erkenden bir şekilde evlendirilmesine karar verilmiş , halk arasında “melek kınası”  yahut “şeytan kınası” olarak bilinen leke aslında Tinea Nigra denen kına rengi bir mantar enfeksiyonu. Fakat tabii tıbbın pek çok şeyi izah edemediği çağlarda insanlar bunun üzerinden kadına kötülük atfederek hor davranmışlar. Zaten erken çağlardan beri değişik toplumlarda kadın sürekli cennetten kovuluşun temel sorumlusu tutularak hep aklı hükmü sayılmayan öteki bir ikincil değerde varlık muamelesine tabii tutulmuş. Buna benzer kitapta genele yaygın pek çok yaşanmış olaylar bilgiler örnekler sosyo-kültürel yahut dine dayandırılan sebepleriyle var.  Özetle kitabın amacı ezber bozan bir kitap olarak gerçekleri gözler önüne sermek ve kadını doğru anlamaya yönelik olarak hakikatleri tarafsız noktalardan düşündürebilmekti, insanlara bir şeyleri fark ettirebilmekti.</p>
<p><strong>SORU: Kitabınızın uzun bir araştırma sürecinde ortaya çıktığı görülüyor. Peki bu sürecin sonunda kısa bir özet vermeniz gerekirse kadına yönelik hangi konularda insanların bunları bilmesi gerek dediğiniz bulgularınız oldu?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Dönem dönem  ilerlerken bu yüzyıl da dahil kadın için sabit görülen davranış olmazsa olmaz ne var diye baktığımda üç anahtar kelimeyi hayretle gördüm; Hüküm, itaat ve susma. Düşününüz;</p>
<p><strong>&#8220;Ağzımı açacak hevesim yok. </strong></p>
<p><strong>Ne söyleyeceğim ki?</strong></p>
<p><strong>Anlatsam da anlatmasam da </strong></p>
<p><strong>Hor görüleceğim bu çağ tarafından</strong></p>
<p><strong>Balı nasıl söyleyeceğim? </strong></p>
<p><strong>Dilimde zehre döndü–</strong></p>
<p><strong>Yazık! Gem vurdu ağzıma despotlar</strong></p>
<p><strong>Ağlasam da gülsem de, </strong></p>
<p><strong>Yaşasam da ölsem de</strong></p>
<p><strong>Kederimi paylaşacak kimsenin olmadığı bu dünya sağ olsun</strong></p>
<p><strong>Keder, acz, pişmanlıklar ve ben. Bu hapishanenin köşeleri</strong></p>
<p><strong>Ben boşuna doğmuşum, </strong></p>
<p><strong>Ağzım mühürlenmeli.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diyen Afgan şair, Nadia Anjuman (1980-2005)’ın henüz yirmi beş yaşındayken, büyük beğeni toplayan şiir kitabı Gol-e Dudi (Kara Çiçek) yayınlanıp, çeşitli ülkelerde şiirleri  ilgiyle karşılanırken, kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra, şiir yazdığı gerekçesiyle kocası tarafından dövülerek öldürülüyor. Yani bu çağda bile bazı coğrafyalarda kadının makus talihi bu anahtar kelimeler değişmiyor. Bizde de 1999 yılında İslam’ın kadına tanıdığı ayrıcalıkları feminist bir dille özgürce dile getirdiği için fikirlerini aykırı gören   radikallerin boy hedefi olan ve domuz bağıyla boğularak katledilen bir Gonca Kuriş olayı var o dönemlerde biliyorsunuz.</p>
<p>Tabii Türkiye’deki kadına yönelik şiddet vakalarının çoğu  kadının eğitim hakkını talep etmesi yahut özgürce şiirlerini kitaplarını yayınlaması gibi konulardan kaynaklanmıyor, halkın tabanında böyle bir kaygı yok zaten (gülüyor). Fakat batıya baktığımızda ciddi bir mücadele var. Kadınım-Virginia Woolf adlı kitabımda 19 yy. sonlarında eğitim alma, okullara kabul edilme ve özgürce fikirlerini savunabilmeleri konusunda batıdaki kadınların mücadelelerini anlatmıştım. Çok zor süreçler yaşamışlar ve çetin mücadeleler vererek bugünkü şartları yapılandırmışlar. Tabii sanayileşmenin bunda katkısı da ayrı uzun bir konu.</p>
<p>Bizdeki şiddet olaylarına gelince hüküm susma ve itaat şifreleri yine var arka planda ama ekseriyetle boşanma aşamasına gelen evliliklerde kadının erkekten yana rıza göstermediği bazı taraflarına razı gelmemesinden kaynaklanıyor. Örneğin erkeğin yasak ilişkilerine kabul göstermeyişi, işi olmayan eşin ev içinde ve rollerinde yetersizliği, ciddi madde bağımlılığı, kıskançlık yahut da tarafların ailelerinin evliliklerde fazlaca baskın kontrol sahibi olmaları gibi.</p>
<p>Objektif olmak gerekirse bir de günümüzde son zamanlarda kadının mal ve birikimlerde erkeğin tüm birikimlerinin kontrolünü almak, internetteki uygunsuz yazışmalar gibi marjinal sebepler de şiddeti tetikleyici unsurlar olarak görülüyor,gösteriliyor.. Ama ekseriyetle erkek kendisi bağımsız hareket ederken kadının sınırlarını çizmek, kontrol altında tutmak ve bir şekilde susturmak gibi şiddeti doğuran tutumlarını sürdürüyor diyebiliriz. Ve üstelik genelinde dünyada da böyle yani erkek kendini kadının etrafına yörünge çizme konusunda öyle ya da böyle tatlı yahut sert ruhsat sahibi olarak görüyor.</p>
<p><strong>SORU: Yani tüm toplumlarda erkek kadına hükmediyor, itaat etmesini ve susmasını mı istiyor? Açıklayabilir misiniz çok ilginç bir konu bu.</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Bunu bir feminist bakışla değil toplumbilimci gözüyle değerlendirerek bulgularımı tarafsız  anlatmanın daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünerek yaklaştım hep olaylara. Erkek olmanın da türlü zorlukları var. Fakat  hakkaniyetsizlikte kadınlara biraz daha fazla pay düşmüş maalesef. Bu konuya bazı insanlar ana tanrıça döneminde çok saygın bir varlık olan kadının dinî emirlerin gereği olarak ötekileştirildiğini söylerken, bazı araştırmacılar bunu doğa ve yaşam şartlarının evriliş biçimine bağlıyor.</p>
<p>Benim bulgum kadının kimlik sürecini tespit eden temel unsurun “kentleşme” sürecine geçiş olduğu şeklinde. Şöyle ki; Tarımın keşfi  sonrası mülkiyet bilincinin yaratılması, hak sahibi olma, sınırları çizme arzusu ve topraklarda çalışacak daha çok nüfusa sahip olma güdüsü kadını doğurganlık vasfından dolayı iş gücünü üretecek temel insan kaynağı durumuna sokuyor ve erkeğin kendi korumasına aldığı bir sınır içinde kalıyor kadın.</p>
<p>Tabii  tek tanrılı dinlerin ilki olan Musa’nın dini, yasaları tebliğ ettiğinde kadının rollerinin erkeğe göre daha çok belirlenip hüküm altına alındığı  ilk kurumsal kutsal  aile kavramı ortaya çıkıyor. Ve o gün bugündür bu yasalar dinden geleneğe evrilerek devam ediyor. Tarih sayfalarını hükmünü tamamlamış tozlu karanlık bir dizin olarak görme eğilimindeyiz, oysa üzerinde yaşadığımız topraklarda geçmişin yazdığı derin bir kültürel sözel miras ve hükümler var.  Teknoloji ve tıp kökten sarsıp değiştirici bulgularla bebeğe anneden sadece X kromozomu gelirken babadan X gelirken bebeğin kız, Y gelirse erkek olarak dünyaya geldiğini ispatlayarak erkek çocuk doğuramamanın yükünü annenin sırtından almış olsa da namus konusunu sadece kadını bağlayan bir gereklilik gibi tek taraflı görmek şeklinde bir anlayış da sürmektedir.</p>
<p>Bir de kadına gerek giyimde gerekse bazı özgürlüklerde kısıtlamalar getirmeyi -her iki eşin de mutluluk ve huzurunu kaçıracak olan  aşırı eğilimler hariç-erkeğin tabiattaki tüm eril canlılar gibi üzerinde hükmünü ilan ettiği varlıklara bir tehdit olarak algıladığı  ve erkek egosu diye özel alana dayalı bir egoya sahip olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>SORU: Kitabınızda dinlerde kadın konusuna da değinmişsiniz. Bu bölümde ezber bozan türde hangi az bilinenlere dikkat çektiniz?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Kadının değersizleştirilmesinde ve eve kapatılmasında dini suçlamak konusu mesela. Din olgusu yaşamın düzeninin istikrarı ve insan neslinin erdemli bir yaşam sürmesi üzerine bina inşa eden bir disiplindir. Kadın ve erkeğin rollerini betimler. Din konusu oldukça hassas ve insanların kafalarında türlü türlü yorumlarla kafa karışıklığı yaşadığı bir konu aslında Aslında din ortak erdemlerde birleşmek kaydıyla toplumların bazı geleneksel uyumlu emirlere sahip. Ama insanlar tevhit inancı ve erdemlilik yanı yerine şekilsel  uygulamalarla zihinlerini meşgul ettikleri için esası kaçırıyorlar. Modern çağda olduğu gibi eskiden de erkek ve kadın paylaşım üzerine kurulu bir düzen yürütüyordu. Esası belirleyen aslında yaşam ve coğrafya şartları, tarım toplumlarında  erkeğin de kadının da çalışması üzerine kurulu düzen. Peygamberin döneminde kadınların ticaret yaptığı kaynaklarda var. 12-13. yüzyılda dünyanın ve Anadolu’nun ilk sivil kadın örgütü olan Bacıyan-Rum (Anadolu Bacıları) dokuma yaparak demir döverek ürettikleri ürünleri satarak Selçuklu ekonomisine katkıda bulunan, yaşam şartlarına uyumlu savaş ve mücadelelerde etkin, kılıç kuşanıp yerleşim noktalarını savunan güçlü, özgür ahi kadınlardı ve Müslümandılar. Tarihi çok iyi okumak gerekiyor.</p>
<p><strong>SORU: Peki diğer dinlerdeki kadının ele alınışı ve onların yaşam koşullarına da değindiniz mi?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Lilith’den Malala ‘ya Kadın Adı Var dememizin sebebi de bu. Kitabın  yeryüzündeki kadınların genelinin tarihine yaklaşımı tüm dinleri de kapsadığı içerikte geniş bir bilgi paylaşımı var. Mesela Ortaçağ Anadolu’sunda kadının toplumsal manzarası böyleyken Ortaçağ Avrupa’sında kadının adı bile yok. Hatta Antik Yunan ve Roma’dan beri bir mizojini (kadın nefreti) ve hayret verici bir zıtlıkla  erkek için çok eşlilik söz konusu. İslamiyet çok eşliliği getirdi diye düşünenlere bir cevaptır. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Kadına yönelik küçümseyici, üç şifre; Hüküm, itaat ve susma söylemi Aristo’nun “Tohum- toprak” hipoteziyle kadına yönelik erkeklerde ciddi bakış açısı kazandırmış, kabul görmüş. Özellikle Havva yüzünden cennetten kovuluşu ilk betimleyen Yahudilik ve sonrasında Hristiyanlık bu söylemi beslemiş. Ve yüzyıllarca  eril  bilinçaltını yönetmiş.</p>
<p><strong>SORU: Çok iddialı bir söylem. Peki nedir bu çok güçlü hipotez? </strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Biliyorsunuz  Antik Yunan bilim ve felsefenin doğduğu yer olarak betimlenir Avrupalılar tarafından. Avrupa kendi kültür menşeini Antik Yunan kültüründen ilhamla  betimler. Aristo tohum ve toprağı, kadın ve erkekle özdeşleştirir;” Nasıl ki tohum olmadan toprak kargışlanır bir işe yaramaz edilgendir, tohum etkendir; Erkek de tohumlama yönüyle var olmadan kadın bir işe yaramaz, öyleyse tohum üstündür toprak tohuma boyun eğdiği gibi kadın da erkeğe tabii bir varlıktır. İtaat etmelidir!.” Der.</p>
<p>Bakınız çok çarpıcı bir şey daha; İngilizce ’de Tanrı “He” olarak yani baba, oğul. kutsal ruh olarak tanımlanır. Ve  Allah’ın kelamı, Kur’an-ı Kerim’de  el-ilah kendisini  ne dişi ne erkek olarak fanilerin cinsiyet sınıfından çok daha üstün tanımlamasına rağmen bugün Araplar Müslüman olmalarına rağmen  İngilizce anlatımlarda Allah’tan “He” olarak bahsetmekte hükmetme, koruma ve bağışlama özelliği nedeniyle eril kabul ettiklerini belirterek yönetme sınırlar ve kurallar koyma erkini erkeğin üzerine yüklemekteler. Yani özetle ben burada da dinin kendisinin değil, konuya  erkeğin tanımlama otoritesinin karıştığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>SORU: Peki, günümüze gelecek olursak; Çok farklı bir yüzyılda yaşıyoruz. Bilim ve teknoloji örneğin arkeolojik kazılarda bulunan bir kemiğin DNA’sından döneme dair yaşayan insanların yüz profilleri de dahil pek çok karanlıkta kalmış şeyi bulgularla açığa çıkarıyor. Bu konuda kadına bakış açısının değişmesi ekseninde düşünerek ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Mutlulukla izliyor ve bu bulguların modern çağda insan zihninde  çok şeyi değiştirdiğini ve yeni yaşam koşullarına göre de kadın erkek yaşama birlikte uyumluluğu daha sağlam bir temele oturttuğunu düşünüyorum. Erkek çocuk doğuramadığı için kadının eksik ve suçlu görüldüğü yahut kızlık zarının kalın olmasından dolayı ilk gece bakire olmamakla suçlanıp kapı önüne atılan öldürülen kadınları  düşündüğümde, kadınların okutulduğu zaman kötülüğe meyledeceklerini akıllarının erkekten kıt olduğunu söyleyenlere, nörobilim kadın ve erkek beyninin en ince farklılıklarına kadar aydınlatıp kadın beyninin ne kadar karmaşık ve muhteşem çalıştığını gözler önüne sererek cevap veriyor. Ve hatta erkek çocuğun zekasını anneden aldığını bilim adamları açıkladıklarında içten içe tüm kalbimle teşekkür ediyor gülümsüyorum. Ve her seferinde  usulca, kararlı “Evet…LİLİTH’ DEN MALALA’YA KADININ ADI VAR!” diyorum.</p>
<p><strong>İMGAZETE: Gerçekten de bulgu ve buluşların insanlığı getirdiği bu zihniyet düzeyinde kadınlar da bilim ve bilginin açtığı bu kapılardan geçerek kendilerini başarılarıyla daha iyi tanımlayabilme şansına eriştiler. Kitabınız da kadın tarihinin her çağdaki karanlık sokaklarında bizi gezdirerek geçmişte kadına yönelik zihniyetleri olaylar ve geçmiş öykülerin içerisinden yansıtarak çarpıcı biçimde anlatıyor ve kadına ve genel olarak insanlığa  bugünün değerleri içinde yaşamanın ne olduğunu kıyaslama ve teşekkür etme imkânı sunuyor. Sizce farkında mıyız?</strong></p>
<p>Ö. AKŞİT: Maalesef değiliz. Çünkü bırakınız derin okuyan bir toplum olmayı, okuyan bir toplum değiliz. Bilgi toplumu değiliz, okuyamadıkça da zihnimizde yer eden yanlış kabulleri silemeyeceğiz. Kadına yönelik şiddetin azalmasında en önemli faktörlerden biri de gerçek ve doğru bilgilerle aydınlanmaktır. BİLGİ TOPLUMU OLMAKTIR.</p>
<p><strong>İMGAZETE: Değerli bilgileriniz için teşekkür ediyoruz </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!-- WP Optimize page cache - https://getwpo.com - page NOT cached -->
