<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>modernizm &#8211; İmgazete</title>
	<atom:link href="https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/haber/modernizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik</link>
	<description>SosyoEkonomik Kültür&#38;Haber Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Sep 2024 02:36:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/wp-content/uploads/2024/01/cropped-imgazete-logo5-32x32.jpg</url>
	<title>modernizm &#8211; İmgazete</title>
	<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SEVGİ NEYDİ? SEVGİ EMEKTİ…</title>
		<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/kultur/sevgi-neydi-sevgi-emekti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kamböre]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 02:36:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[İMSİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kapıitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://imgazete.com.tr/ekonomi-haberleri/?p=988317</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; Her gün birçok TV kanalında tüm gün kadın erkek ilişkilerinin ailelerin trajedilerini resmeden programlar izlemek zorunda kalıyoruz. Genellemeye doğru giden toplumun gerçekleri gibi sunulan değerlendirmeler çoğunlukla havada kalan gerçeklikten uzaklaştıran popülist söylemlerdir. Şurası bir gerçektir ki; Türkiye gibi dinamik nüfusa sahip, çok katmanlı kültürel yapıya sahip ülkelerde toplumsal sorunların hukuk ve eğitim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her gün birçok TV kanalında tüm gün kadın erkek ilişkilerinin ailelerin trajedilerini resmeden programlar izlemek zorunda kalıyoruz. Genellemeye doğru giden toplumun gerçekleri gibi sunulan değerlendirmeler çoğunlukla havada kalan gerçeklikten uzaklaştıran popülist söylemlerdir. Şurası bir gerçektir ki; Türkiye gibi dinamik nüfusa sahip, çok katmanlı kültürel yapıya sahip ülkelerde toplumsal sorunların hukuk ve eğitim ile kısa sürede çözümü zordur. Bunu bir kenara koyarak tabloya bir başka açıdan bakacak olursak; Post-modern çağın insana sunduğu sınırsız teknoloji imkanları, internette iletişim odaları, arkadaşlık ve evlilik siteleri, erişim olanakları ve pek çok görünürlüğe teşhire dayalı akıl çelici seçenekler artık kadın erkek ilişkilerinde de belirleyici rol üstlenen güce sahip. İnsanlar da neredeyse tek kullanımlık atılan ürünler gibi. İlişkiler çıkmaza girdiğinde kolayca son verilip yeni seçeneklerin arayışı gitgide daha çok kabul görür oldu.</p>
<p>Timothy Bewes, “Cynicism and Posmodernity” ve “Cultural Capitalism” adlı kitaplarında bu durumu <strong>“anlamın</strong><strong> yok olduğu ya da anlamlı sözlerin olanaksızlaştığı bir topluma doğru gidiş”</strong> olarak tanımlıyor. Bunun adını da kapitalizmin insanlar arası ilişkilerde yarattığı tahribatı tanımlamak için <strong>“Thingification/Şeyleşme ya da Özneleşme”</strong> olarak koyuyor. Bewes, özneleşme tanımlaması üzerinden genel olarak “Tüm insan ürünlerinin ve bireylerin nicel bakımdan birbiriyle karşılaştırılabilir mallara/eşyalara dönüştürülmesi; insanlar arasındaki nitel bağlantıların yok olması; özel yaşam ile kamu yaşamı arasındaki mesafe; kişisel sorumluluğun kaybı ve insanların, rasyonelleştirilmiş bir sistemin onlara yüklediği görevleri yerine getiren kimselere indirgemesi; bütün bunlar sonucunda kişiliğin uğradığı deformasyon, insani temasların yoksullaşması, dayanışmanın kaybolması, genel bir kabul gören sanat eseri ölçütlerinin yokluğu, evrensel yararcı ilke olarak  deney ; farklı yaşam alanlarının birbirlerinden ayrılması, özellikle de tüm diğerlerinden bağımsız bir unsur olarak düşünülen üretim süreçlerinin kurduğu tahakküm sonucu sahici kültürün kaybedilmesi” gibi bir tabloyu gözlerimizin önüne sererek tüm insanlığı uyarma çabası içine giriyor.</p>
<p>Tüm modern çağa ayak uydurma çabasındaki ülkelerde değişik suretlerde yaygınlaşmayı sürdüren bu paçozlaşma en çok da “<strong>sevgi aşk bağlılık evlilik ve bir ömür boyu bir arada dengeli yaşama iradesi gösterme</strong>” kavramlarına zarar veriyor. Bireyciliğin yalnızlaştırdığı ileri kapitalist bazı batı ülkelerinde gecelik partner bulma sitelerinde yalnızlığına teselli arayan insanlar öznelleşmenin kıskacında ihtiyaçlarına çareler üretmeye çalışırken, Paramount Pictures gibi dev film şirketleri Natali Portman ve Aston Kutcher oynadığı <strong>“No Strings Attached/ Bağlanmak Yok”</strong> filminde olduğu gibi özlem, kıskançlık, bağlanma, sevgiyle dokunma gibi insani duygu taşımadan her istediğin anda ve her ortamda ilişki kurabilme özgürlüğünü konu eden ve içgüdüsel dürtülere sınır çeken duygusal bağlılığın  insan beynindeki yazılımının silinmesini hedef alan filmleri piyasaya sürerek paçozlaşma olgusuna sırt vermekteler.</p>
<p>Kendi toplumumuza dönecek olursak kültürel olarak televizyon ve medya üzerinden beslenen büyük bir kitle var. Araştırma inceleme ve bilgi edinmeye yönelik yayınları okumaya yönelen kitlenin sayıca zayıflığı post-modern dönemin olumsuz unsurlarının insanı daha kolayca avucu içine almasına ve olayların gerçeklik boyutunu sağ duyuyla yargılayamamasına neden olmakta. Hatta iddia edebiliriz ki dizilerde, filmlerde ve gündüz kuşağı programlarında  çizgi dışı kadın erkek ilişkilerinin tüm örtülü yanlarının, çirkin olayların gündeme taşınması rol model olabilmekte ve ne yazık ki ya “bizden adam olmaz ne ahlaksız bir toplumuz” sonucunu hissettirerek öğrenilmiş çaresizlik ve kanıksama yaratmakta ya da gitgide aldatmaların çoğul çarpık birlikteliklerin, aşk adı altında insan hayatlarını yok etmenin yaygınlaşmasına kapı aralamaktadır. Tabanda sabahtan akşama değin bu programların başında hipnotize olmuş izleyen ciddi bir nüfus var. Üstelik izlenebilirliği ve etkiyi yükseltmek adına senaryolar gitgide daha da marjinalleşmekte.</p>
<p>Düne dönecek olursak Adile Naşit ve Münir Özkul’un <strong>“Bizim Aile, Neşeli Günler, Aile Şerefi, Çocuklarım, Aile Pansiyonu”</strong> gibi karıkoca tartışmalarına rağmen güçlü sevgi bağlarının resmedildiği filmlerden beslenen toplum uzunca bir süredir kadın erkek ilişkilerinin kirli yüzlerini ihaneti ve mücadeleleri cinayetleri izliyor. İşinden evine döndükten sonra ağırlıklı olarak tek eğlence ve bilgi kaynağı televizyon olan bir toplumda izlenenlerin insanların bilinç altına hiçbir şey taşımadığını ve etkisiz olduğunu söylemek hayali bir iyimserlik olur elbette.</p>
<p>Sevgi neydi? sorusuna Timothy Bewes’in bahsettiği post modern çağın öznelleşme kavramını tanımamış bir nesil yani sevginin emek vermek, vefa ve sahiplenmek olduğunu bilen “Biz” dilinin ne olduğunu daha iyi özümsemiş olan şimdilerde tahminen 60- 80’li yaşlarda olan  kuşak daha güzel bir cevap verecektir sanırım. Ne yazık ki günümüzdeki bazı veriler kadın erkek ilişkilerinin, iletişim ve ortak beraberce bir yol yürüme iradesinin gitgide bozulduğunu gösteren rakamlar içeriyor. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2021 yılı boşanma rakamlarına göre, geçen yıl yaşanan boşanma rakamları Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranını yakalarken, 2021 yılında 174 bin 85 çiftin boşandığı ifade ediliyor. Verilere göre, geçen yıl evlenen çiftlerin sayısı 2020’ye göre yüzde 15,02 artarak 561 bin 710’a çıktı. Geçen yıl boşanma sayısı da bir önceki yıla göre yüzde 27,46 artışla 174 bin 85’e yükseldi. 174 bin 85’e ulaşan boşanma sayıları Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranını yakaladı. Boşanmaların yüzde 33,6’sı evliliğin ilk 5 yıllık döneminde, yüzde 20,9’u ise 6-10 yılında gerçekleşmiş. Tablo üzücü olduğu kadar düşündürücü…</p>
<p>Anayasamızda 4709 sayılı kanunun 17. maddesi “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41. Maddesi “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” demekte. Anayasa’nın kurgusu içinde aile, öncelikle kamusal bir kurum. İki insan arasında serbest akitle kurulan bir özel hukuk ilişkisi olmaktan öte, devletin nüfus unsurunu oluşturan olan Türkiye toplumunun temeli olarak görülüyor. Bu sebeple korunması gereken bir kurum. Bu bağlamda medyanın, film ve reklam sektörünün ve dahi insan mühendisliği yapan diğer tüm yapıların önemli bir toplumsal gücü ve sorumluluğu olduğu konusunda vurgulama ve yaptırım gerekiyor.  Önemli bir kitle algısı yöneticisi olan kurumların toplumun huzuruna aileyi geliştirici, kadın-erkek dengesini genişletici, cinsiyet eşitliği ve modern dünyada iş-aile hayatının uyumunu arttırıcı üretimler sunması ve doğru bir dille aydınlatıcı bir üslup benimsemesine şiddetle ihtiyaç var. Bunun çözümü de belli; evlilik öncesi eğitimlerinin yasal zorunluluk haline getirilmesi ve etkili iletişim kültürünün kurumlar dernekler ve medya üzerinden yaygınlaştırılması. Yani sevgiye  ve değerlere emek  yatırımı yapılması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-988318 aligncenter" src="http://imgazete.com.tr/ekonomi-haberleri/wp-content/uploads/2024/09/Resim1.jpg" alt="" width="624" height="415" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞIYOR !…</title>
		<link>https://imgazete.tr/yalova-cinarcik/kultur/kati-olan-her-sey-buharlasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kamböre]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 00:18:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İMKADIN]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji/Sosyal psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[“Felsefe”]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://imgazete.com.tr/ekonomi-haberleri/?p=988301</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160;  Modernist Yaklaşım, Kozmetik Sektörü ve Sosyal Medya  Narsizmi  Tetikliyor mu? Geçenlerde raflarda gördüğüm bir kitap toplumumuzun ve hatta diğer toplumların “Kadın-erkek ilişkilerinin” dünü bugünü üzerine uzunca düşünmeme vesile oldu kitabın içeriği bir yana başlığı saatlerce üzerinde konuşulabilecek neredeyse üzerinde tez hazırlanabilecek bir başlık; “Katı olan her şey buharlaşıyor” … Çocukluğumuzda öğrendiğimiz meşhur bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> Modernist Yaklaşım, Kozmetik Sektörü ve Sosyal Medya  Narsizmi  Tetikliyor mu?</strong></p>
<p>Geçenlerde raflarda gördüğüm bir kitap toplumumuzun ve hatta diğer toplumların “Kadın-erkek ilişkilerinin” dünü bugünü üzerine uzunca düşünmeme vesile oldu kitabın içeriği bir yana başlığı saatlerce üzerinde konuşulabilecek neredeyse üzerinde tez hazırlanabilecek bir başlık; <strong>“Katı olan her şey buharlaşıyor”</strong> … Çocukluğumuzda öğrendiğimiz meşhur bir yasa vardı; “maddenin üç hali yasası”. Bunlardan yıllar sonra bile aklımda şu ikisi kalmış; Katılar asla buharlaşmaz, sıvılar hem buharlaşır hem de girdiği kabın şeklini alırdı. Kitabı karıştırırken zihnimde oluşan en belirgin soru özellikle de katı olan bir şey buharlaşamayacağına göre katılığı buharlaşabilenin ne olduğu idi. Yazara göre de evrenin yasaları sadece maddelerin değil insanların üzerinde de hükmünü sürdürüyordu. Öyle ya, zamanın getirdiği şeylerle düşüncelerimiz eviriliyordu.</p>
<p>Değerlerin hızlı değiştiği modern dünyada birbirimize, çevreye, hayata dair bazı inandığımız düşünceler buharlaşıp gidiyor, bazı insanlar girdiği kabın şeklini alıyor, eğilip bükülmeye gelemeyen ve dönüşemeyenlerin ruhları ise sert darbelerle kırılıp ufalanıyordu. Güvensizlik duygusu, istikrarsızlık ve yalnızlık kişilik bozuklukları yaratıyor, toplum içinde gözlemlenebilen veya sağlıklı gibi görülse de ciddi anlamda hastalıklı narsist, sosyopat, psikopat kişiliklerin pıtrak gibi çoğalmasına zemin kuruyordu. Kitabın beynimizle oynadığı sorgulama oyunlarından öyle anlaşılıyor ki, “Katı” bir diğer yandan değişmeyen bir toplumsal omurga yapıyı yani değerleri sembolize ediyordu, modernite insan yaşamlarını sürekli yeniye yönlendiriyor, yeniliyor, yeniliğe ve değişime koşulluyordu. Bu koşullama haliyle bazen iyi yönde bazen kötü yönde oluyordu.</p>
<p>Modernite kadının yaşamında neleri değiştirmişti? Bir an çocukluk ve genç kızlık dönemlerimizin yaşam koşullarını düşündüm. Kadınların ihtiyaçlarındaki değişimler ve teknolojinin onlara sundukları imkânlar sadece sağlık, eğitim, kültür ve sosyal yaşam olarak konforunu yükseltmekle kalmamış düne göre onların kendini daha rahat ifade edebilmelerini de sağlamıştı. Batıda 1886’lı yıllarda bizde ise 1970’li yıllarda ilk olarak piyasaya sürülen o yıllarda büyük bir gizlilikle tezgah altında pakete konarak ayıp bir şeymiş gibi verilen kadın ped ürünlerinin erişim ve kullanımının yaygınlaşmasıyla regl olgusu tabu olmaktan çıkıp sıradan bir fiziksel ihtiyaç meselesine dönüşmüş, zamanla ise reklamlarda kadın spor ve güç imgeleriyle birleştirilerek kadınların kendi cinselliğinin daha rahat dile getirilmesinin vasıtası olmuştu. Modernin insan hayatına devrim niteliğindeki sokuluşuna bir örnek de batı toplumlarında kürtaj ve doğum kontrol haplarının legalize edilmesi ve kabul görmesidir. Bu tür ürünler de kadının anne olma ve kendi cinselliği hakkında kararlarını alma iradesini şekillendirmişti.</p>
<p>Modernin estetik anlayış kültür sağlık ve yaşayış üzerindeki en büyük etki faktörlerinden biri hatta en başı çeken güçlü kalesi kozmetik sektörüdür. Kozmetik şirketlerinin her geçen gün tüketim tutkusunu daha çok artıran pek çok mükemmel ürünü baş döndürücü bir hızla piyasaya sürmeyi başarması modernin kadına bir hediyesi gibi görünüyor. Görsel medyanın fabrikasyon ikoncanlar ve tanrıçalar üreten bu büyülü dünyayı kadınlara lansman biçimi, plastik cerrahi, Fransız askısı, microlifting gibi müdahalelerle veya makyajla yeniden yaratılan yepyeni yüzler, photoshop uygulamalar insanları kendi bedenini önemsemesi ve bambaşka biri olabileceği fikrine ikna etmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Bu bir yere kadar yaşlanmayı daha kaliteli hale getirerek, daha uzun yıllar gençliğimizi sürdürebileceğimiz umuduyla huzur veriyor. Diğer yandan <strong>“Bir sen var sende senden ileri”</strong> sloganına ayak uydurarak kabuğunu kırmaya çalışan ancak içinde bulunduğu hayatın gereklerine ve kendi gerçeklerine uyumsuz insanların trajik hikayeleri güzelliği bir hedef olarak gösteren tüketim sektörleri tarafından insana sunulanın aslında bir ödül olmadığını da gösteriyor. Üstelik, araştırmalar bir sosyal fenomen olma, youtuber, influencer  olma takip edilme ve izlenme gibi bir eğilimin gitgide yayılan bir görülme hastalığı olduğuna işaret ediyor. Bu görülme ve izlenme hevesi kişilerin tik tok, youtube gibi sosyal paylaşım videolarında daha çok tıklanma adına yalnızca çılgın garip çarpık uçuk görüntüler paylaşmalarına yol açmıyor, aynı zamanda   gerçeküstü bir değer yüklemesine maruz kalan bireyde gizli narsizm bozukluğuna kapı aralıyor. Her yaştan kişi daha genç görünme daha özel hissetme ihtiyacıyla birilerine benzemeye ve şöhret olmaya çalışıyor. Görselliğini bir sermaye gibi artı bir değer olarak gören daha tabanda yaşayan koşulları zorluk içinde olan bireyler için güzellik yüceltilmesi gereken ve bu uğurda her şeyin harcanabileceği, her şeyin etik olsun olmasın yapılabileceği, her şeyin ve herkesin terkedilip harcanabileceği tek değer olarak algılanmaya dönüşüyor. Yani katı yani buharlaşmaması gereken şeyler buharlaşıyor. Yuvalar yıkılıyor, aileler dağılıyor, cinayetler işleniyor. Bunların pek çok örneği sabah veya ikindi kuşağı programlarda gördüğümüz acı örnekler.</p>
<p>Peki bu tüketime dayalı yaşam sistemi ve narsizm gibi önemli bir kişilik bozukluğunu yaşayan bireyleri yaratan aşırı değer yükleme/yüklenme olgusu insan ilişkilerinde ne gibi ilişki ve iletişim hasarları yaratıyor?</p>
<p>Pompalanan bu kültürün etkisiyle çocukluktan itibaren anne babası veya çevresi tarafından özellikleri, güzelliği gereğinden fazla yüceltilmiş toksik bir değer yüklemesine maruz kalmış bir birey yalnızca kendini merkeze alan ve karşısındaki muhatabının kontrolünü elinde tutan, sınırlarını kendi çizen ona özgürlük ve konfor alanı bırakmayan birlikte yaşadığı insan ya da insanlara karşı acımasız merhametsiz sadece benmerkezci çıkarlarının peşinde bir varlığa dönüşüyor. Kadın veya erkek narsist kişilik bozukluğuna sahip olabiliyor. Ve bir psikolojik hastalık değil kişilik bozukluğu olan narsizmin bir tedavisi yok. Memnun edilmesi çok zor bu narsist kişilik bozukluğunun bedelini de maalesef onun muhatabı olan kadın yahut erkek ödüyor.</p>
<p>Kitabın ana düşünce evrenine dönecek olursak; Özetle modernite insanları önce bireyselleştiriyor madde dünyası içinde maddi koşullar ve piyasa gerçekleriyle eğip büküp erişim ağına aldığı bireyin düşüncelerini manipüle ederek algılarını yöneterek yarattığı hasarları düşünmeden sürekli yeni bir tüketimin olası zincirini oluşturuyor.</p>
<p>Marshall Berman modernizmi modern insanların modernleşmenin nesneleri oldukları kadar özneleri de olmak modern dünyada sıkıca tutunabilecekleri bir yer bulmak ve kendilerine bu dünyada evde hissetmek için giriştikleri çabaları ve daha geniş ve kapsayıcı modernizm anlayışı içinde anlatıyor…Okunmaya değer bir kitap. Öneriyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-988303" src="http://imgazete.com.tr/ekonomi-haberleri/wp-content/uploads/2024/09/Marshall-Berman-Kati-Olan-Her-Sey-Buharlasiyor.webp" alt="" width="286" height="431" />            <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-988302" src="http://imgazete.com.tr/ekonomi-haberleri/wp-content/uploads/2024/09/wi_800-199x300.jpeg" alt="" width="287" height="433" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!-- WP Optimize page cache - https://getwpo.com - page NOT cached -->
