ORTADA MARKSİZM VAR YANDAN GEÇ

ORTADA MARKSİZM VAR YANDAN GEÇ
Bu kitabın ilk baskısı Eylül 1997 yılında Sarmal yayınevi tarafından yapıldı ve çıkar çıkmaz
hiç zaman kaybetmeden alıp okumaya başlamıştım.
O dönem kendime biraz ihtiyatlı ve dengeli olmam gerektiğini içten içe hep salık vermiştim. Bunun nedeni aynı yıllarda çevremde solcu olduklarına inandığım kimi insanların hayranlık duydukları bir yazarın kitabı çıktığında daha okumadan yazarına duydukları güvenle olacak ki “ne derse doğru der” diyen bir tutum geliştirip, aç bir çocuk edasıyla yazılan her şeyin muhafazakar bir savunucusu konumuna düşmeleriydi.
En başta iğreti duyduğum şey bu olmuştu ve ben böyle olmamalıydım.
Sol siyasi yapıların tabanı ile yönetimi arasında öyle görünmese de bir çeşit biat kültürünün oluşmasında, tabandaki bireyin kendine güvensizliği, yönetici konumunda olanlarınsa bunun zaten öyle olamayacağının önsel yargısının payı küçümsenemezdi. Ancak Türkiye gibi teorik darlığın yaşandığı toplumlarda, eleştirel bakışın yokluğu, anlamlandırma ve ilişkilendirmede yaşanan sorunların böylesi bir kapıyı aralamaması için bir neden yoktu.
Bu tutum kendi olamamış bireylerin sayısını çok fazlasıyla artırmıştı. Her durumda yok sayılan bu durum parti tabanının önemli bir bölümünü atıl ve işlevsiz kılabilmişti.
Teorik yetersizliğin yol açtığı sorunlar bir gün mutlaka kapıyı çalacak, işlevsel olmayan okumaların içi kof bu varoluş halinin, aidiyet ve bağlanmanın içeriğini pekiştirip, bireyi yapının basit bir taşıyıcısı haline getirecekti.
Farklı sol siyasetten insanları gördüğümde bugün de bu sorunlu durumun sürdüğünü düşünüyorum
Liderlerinin, basında, televizyon kanallarında ya da başka ortamlarda anlattıkları, ne dediğinden bağımsız olarak, daha çok bireyin iç gerilimlerine karşılık düşebiliyor, benzer biçimde birey, çoğu zaman siyasete, teorik, ideolojik olandan daha çok, politik psikyatrinin konusu olabilecek nedenlerle yön verdiği bir aidiyet ve bağlanmanın nesnesi konumuna sürüklenebiliyor.
Leninizm’in kaba yorumlarına çanak tutan, Mao’ya Stalin’e fit olabilen solun, kuramsal olanla arasında hep bir mesafe var ola gelmiş ve bu mesafe zamanla kısalmak yerine tersinden çok daha fazla uzayabilmiş, güncel siyasetin hay huyu içinde teorik olana ilgi neredeyse küçümsenir bir hale bile gelebilmiştir
Bu ve benzeri nedenle Çulhaoğlu’nun bu kitabına bakarken ilk sayfasını açtığımda kitapla aramda belirli bir mesafeyi koyarak, belirleyici olabilecek önsel hiç bir psikolojik girdiye izin vermemeye çalıştım.
Kitapla ilgili şunu söylemek abartı olmayacaktır. Bu kitap yalnızca okunması değil, üzerinde çalışma yapılması gereken bir kitaptır. Çünkü içerik olarak çok dolu olmakla birlikte, dil açısından son derece yetkin ve derdini çok iyi anlatabilmiş bir kitaptır. Kitabın ayrıntıları ve buna dair ortaya konulabilecek düşünceleri burada aktarmak mümkün olmasa da tadımlık düzeyde kimi saptamaları düşüncelerimle birlikte aktarabilirim.
Solcu, sosyalist, devrimci olmak kuşkusuz değerlidir ancak kitabın ilk girişinde Çulhaoğlu’nun söylediği gibi ”solcu sosyalist devrimci olduğunu söyleyen herhangi birinin marxistliği tartışma konusu yapılmıyordu” yaklaşık 9 sayfayı bulan giriş yazısı bana göre kitabın diğer bölümleri kadar değerlidir.
Elimdeki bu kitap kuşkusuz bir roman ya da şiir kitabı değildi. Öyle olsaydı söz konusu ihtiyatlı tutumum abartı sayılabilir idi, ancak Çulhaoğlu oldukça çetrefil bir konuyu, Marxizm’i ve Marxizm’in liberal yorumlarını konu ediniyordu.
Marxizm oldum olası karşıma çıkan en zorlu saydığım konuların başında yer alırken bir de bunun liberal yorumları üzerinde düşünmenin güçlüğünü bilmekle birlikte dikkatimi çeken şey hep şu olmuştu:
Ailem muhafazakar olmamakla birlikte dine bağlı insanlardı evimizde bir sandık içinde Kuranı Kerim kitabı vardı. O kitabı hayatları boyunca ne okudular ne de anlamaya çalıştılar ama ona hep inandılar ve hiç toz kondurmadılar.
Türkiye solunun Marxizim’le ilişkisi, bu açıdan bana hep ebeveynlerimin kutsal kitapla arasındaki ilişkiyi anımsatmıştı. Ancak arada bir fark var, Marxizm kutsal değildi, belki de bu nedenle sol için Marxizm, Çulhaoğlu’nun belirttiği gibi önce solun ”müsellem kaziyesi” olmuş, ardından araya mesafe koymuş, zamanla onu inkar noktasına kadar gidebilmişti.
Dikkatimi çeken bir başka boyut ise şu olmuştur: Tanıdığım bir çok solcu sosyalist insan ” Mao’nun Stalin’in ya da Lenin’in ne dediklerine çok önem vermiş, fakat tüm bunlara esin olan ve insanlığın en büyük düşünsel birikimi, kaynağı sayılan Marxizm’e bir çeşit üvey evlat gözüyle bakmıştır.
Marxizm hep ortada duran bitimsiz bir benzin istasyonuydu fakat sol burada nedense hep yandan geçerek, enerjisini Mao’dan Stalin’den Lenin’in çarpıtılmış yorumlarından almayı tercih etmiştir.
Burada Çulhaoğlu’nun güzel bir benzetmesini hatırlatmak isterim ”Marxizm bir tıp bilimi ise Leninizm bu tıp biliminin ürettiği bir aşıdır”
Klasik bir eleştiri sayılsa da şablonculuk Türkiye soluna musallat olan bir hastalıktır. Peki. Bu hastalığa yol açan şey nedir?
Bu soruya yine Çulhaoğlu’nun tespiti ile yanıt vermek mümkün. Kitabın Marxizm de sorunlu alan tanımlamaları, bölümünde okuma talihsizlikleri konusunda çarpıcı bulduğum tespitlerde bulunuyor. Burada bu tespitleri uzun uzun aktarmayı düşünmüyorum fakat kısaca şunu paylaşabilirim
”Marx’ın soyut düzeyde ele aldığı eserleri yeniden soyutlamaya çalışmak, somut sayılabilecek eserleri de yeniden somutlayarak ele almak tam bir verimsizlikle sonuçlanabilir.” Bu kitap hakkında ne yazarsam yazayım yetersiz kalacağını biliyorum. Bu nedenle bu kitabı yalnızca Marx izm’e ilgi duyanlara değil, bununla birlikte solun, “bize ne oldu, bize ne oluyor?” Sorularına yanıt arayanlara derin ve çok yönlü bir bakışın, değerli ip uçlarını veriyor.
ORTADA MARKSİZM VAR YANDAN GEÇ
Exit mobile version