Her zaman merakla şu sorunun cevabını aramışımdır;
“İnternet hayatımıza girdiği günden beri elimiz cep telefonlarımızda sürekli sosyal medyada bir şeyler okuyor veya dinliyoruz. Mantığımız takip etmeyi bir yana bırakıp gerçek hayatın başka gerekleriyle de uğraşmamız gerektiğini söylüyor ama yapamıyoruz. Metroda bir yere giderken, bir hastanede bir durakta beklerken,
yemek yaparken yahut gece uykusuz kaldığımızda bile
Instagram, Facebook, Youtube yahut Tik tok uygulamalarından biriyle haşır neşiriz.
Bir yandan aklımız kitapları kendimize küstürdüğümüz için suçluluk duymamızı ve kitap sevgisinin internet okumalarıyla bir olmadığını söylüyor ve gerek çevremiz ve gerekse zaman zaman iç sesimiz tarafından internet bağımlılığına kapılmak gibi bir zararlı bir alışkanlık geliştirmekle suçlanıyoruz.
Tabii burada internetin zararları kitabın yararları üzerine konuşmayacağım. Ne kadar ne söylense de şu bir gerçek ki dünyada milyonlarca insan internet dünyası içinde yaşıyor öyle ya da böyle oradaki bilgileri esas alıyor.
Buradaki sorum esas olarak şuydu ve bu sınırları görmek için dijital dünyanın içine bir içerik üreticisi olarak girdiğimde cevabını da net olarak uzmanlardan öğrenmiş oldum;
Dünyada kıyasıya rekabet içinde olan Meta gibi dev sosyal medya şirketleri insanları nasıl bu hale getirebilmeyi başardılar; Sadece bu sorunun cevabı insanlara sunulan görsel sunumların renk ve çeşitliliği miydi yoksa insanların kendilerini telefonlarını karıştırmaktan alıkoyan başka bilimsel bir cevap olabilir miydi?
Bu sorunun cevabını veriyorum; İnsanlar üzerinde beynin çalışması üzerinde pek çok sosyal deneyler yaptılar ve şunu gördüler; İnsan beyni tamamlama odaklı çalışıyor. Bu şu demek, Zihin hiçbir şeyi yarım bırakmak istemiyor, merak dediğimiz doğuştan var olan o duygu gördüğü bir objeyi takibe alıyor. Beyniniz sizi ödül kimyasalı olan dopamin salgılayarak ödüllendiriyor. Merakınız ve keşif duygunuz karşısında beyniniz sizi dopamin ile dolduruyor ve böylelikle kendinizi daha mutlu hissediyorsunuz. Ve bu duyguyu bir daha pek çok kereler yaşamak istiyorsunuz. Bu yüzden telefonlarımızda merakımızı giderip mutlu edecek videoları tekrar ve tekrar kontrol ederiz. Instagram, Facebook yahut diğerleri gibi siteler beynin bu özelliğini akıllıca değerlendirerek bizi bildirimlere bakar hale dönüştürüyor ve bağımlısı haline dönüşüyoruz.
Aslında tüm kitaplar ve filmler de insanlara sonu merak ettirmek üzere kurguludur. İnsan beyninin sürekli yeni şeyler görmeye merakı karşısında bütün internet dünyası sunduğu rengarenk hızlı ve değişken görüntülerle kitaplar ve hatta filmler karşısında beş sıfır öne geçmiş durumda. Araştırma kitapları yazarı olarak şunu söylemek zorundayım yeni gelişen dünya insanları kitapların dünyasından gitgide koparırken dijital dünyanın içine daha çok çekmeyi sürdürecek. Ve bugün insanların dikkat süreleri bir video üzerinde maksimum üç dk ile sınırlı iken videoların tüketim şansı bu alanda ciddi zorlanıyor çünkü birbirileri içinde kıyasıya yarışıyor. Dijital dünyada üreticiler insanlara hep daha farklı daha ilginç dikkat süresini daha uzun videoya esir edebilecek materyaller üretmek zorundalar. Ve bu da bazen kantarın topuzunun kaçmasına neden olan çok saçma çok vahşi ya da çılgın içeriklerin üretilmesine neden olabiliyor.
İnsanların kitapların dünyasına dört elle sarılarak geri dönelim demesini artık bu dünyanın içinde yolculuk almış ve ilerlemiş biri olarak bakınca çok mantıklı bulmuyorum fakat gerçek ve doğru bilginin her daim korunması gerektiğine inanan biri olarak dijital dünyada insanları aydınlatmak adına verilen bilgilerin kaynak olarak ciddiyetleri ciddi bir tartışma konusudur. Bu sebeple dijital video eğitimlerinin ve medya okuryazarlığının tüm okullarda gençlere verilmesi isabetli olur.







