Rahmetli babamla sonu benim zorbaca sorgulamarımla ya da ikimizin de içten kahkahalarımızla biten sohbetlerimiz olurdu, gerek yüz yüze, gerek telefonla.
Uzaktayken onu arama nedenlerim hep farklı olurdu. Bazen sırf telefonu açar açmaz “ha can” dediği sesini duymak için, bazen onun da çok sevdiği bir segahı dinlediğimde, bazen rüyamda gördüğümde, bazen de okuduğum bir Nasreddin hoca fıkrasını paylaşmak için.
Bir ara en fazla bir hafta süren bu aralıklı aramalarımı ikimize göre de epey sayılacak birkaç haftaya uzatmışım ki hemen telefona sarıldım.
Yine “ha can” ile açtı telefonu.
Baba, kaç yüzyıl olmuş senin sesini duymayalı dedim. “Deyirsen de” diyerek hafiften onayladı benim yüzyıllık tabirli özlemimin kendisindeki yansımasını.
Ben hemen başladım zorbalığa. Baba, karar verdim bundan sonra sen aramasan ben de seni aramayacağım,
Oh ne âlâ, benim suçum senin çocuğun olmak mı, ben hep senin sesini duymak için arıyorum, sesini özlüyorum, sen beni özlemiyor musun?
Babam gülerek “bir macal vermirsen axı” diyerek beni güldürdükten sonra benim cep telefonum yok ki dedi. Aaal dedim. Aslında kendimce şaka yapmıştım.
Ama o beni ciddiye aldı. “Ay balam, ev telefonunu açıp konuşabilirem. Bu xırdaca şeylerden anlamıram” deyince şaka yaptığımı söyledim.
Ama onu etkilemiş olmalı bu şakam. Bir hafta sonra telefonum çaldı. Telefonumda kayıtlı değildi numara. Açmadım. Bir daha, bir daha ısrarla çaldı. Açtım. Babamın sesi.
Bu defa ben içten bir coşkuyla ” can baba, ha can” diye yanıtlayınca o da ” ha can sana balaa, bak telefon aldım ve ilk seni aradım” dedi. ”
Ama götürüp eve atacam, her defasında birilerinden yardım alarak işimi görmeye heeeç niyetim yok. Sen gene meni evden ara”. Ardından ” Seveeen, hacca getmirseen” diye bir soru yapıştırdı. Ben de gidecem dedim. ” Ne zaman” diye sordu. Baba, senden bana kalan parayı faize yatırdım, o faizi alınca giderim. “Ay gızım mende ne var ki sana da miras bırakayım” deyince yine ona zorbalık yaptığımı anladım. Niyetim onu incitmek değildi. Baba dedim, bak, biz Müslümanız değil mi? ” Heye, ona söz yok” dedi. Hah, işte; Müslümanlıkta kızların günahı ya babadan ya kocadan sorulur, ben kocayı bu sorumluluktan azad ettiğime göre iş babanın başına düşer. Kimin önce gideceğini bilemeyiz, ama sen kefenini kalın al, öte tarafta ben eteğine yapışırım, sen nereye, ben oraya”!
Babam gülerek, ” o zaman sende biraz kilo ver, kefenim yırtılmasın, namusum gider”.
Sonra da ekledi, “ay bala, men gızam, men arvadam, men gencem, men gocayam değip elini heçbir daşın altına koymadan cennete getmek isteyenler o geder çoxdu ki,
Allah neylesin, mecbur öbür terefte ayıxlıyır daa. Hadi men kefeni galın aldım, sen de eteğime yapıştın, ve ananın kefenine kim yapışacax.
Arvadı kişisi yoxdu, erinin, oğlunun, atasının, gardaşının, emisinin, getirdiği haram lokmaya ses çıxartmıyan arvatlar onların başına bir bela geldiğinde saçını başını yolup ağlıyır.
Heeeç özünü kişiden ayrı tutma, men de senin eteğine yapışaram öbür dünyada”…







