Çocukluğumdan bu yana ne zaman içimi kimseye dökemesem
imdadıma hep kağıt kalem yetişti.
O anlatmak isteyip anlatamadıklarımdan çok büyük bir birikim oldu.
Hiçbiri gün yüzüne çıkmamış ne çok direniş ne çok haykırış ne çok ağıt ne çok umut.
Kim bilir belki ben ölünce birileri gün yüzüne çıkartır,
herkes de hissesine düşeni alarak okur.
Şimdi ben yine gecenin bir yarısı yazıyorum.
Yazdıkça içim dolup taşıyor yazdıkça içim rahatlıyor.
Başımı yaslıyorum yavaşça kalemin omuzuna, kağıt sessizce dinliyor.
Odada çıt çıkmıyor.
Müzik de benim en büyük keyiflerimden biri. Bilgisayardan rastgele bir müzik açtım.
Bakmadım kim söyleyecek ne söyleyecek. Şarkıda aynen şöyle diyordu :
“Şu koskoca dünya sana dar geldi canım”.
Abartısız diyorum beynim zonkladı bu söze.
Şarkının tüm sözleri çöpe gitti ve bir tek bu cümle kaldı.
Dünya insana niye dar gelsin ki? Bilakis, insan insana yük.
Dünya dönüp duruyor kendi halinde.
Bazen kafayı yiyecek gibi oluyorum düşündükçe “İnsan insana yük!”
Bir gün çok hasta olmuştum. Annem çorba yapmıştı , belki de hayatımda içtiğim en
lezzetli çorbaydı, çünkü annem elleri ile içirmişti. Nasıl mutlu olmuştum. Sonrasında
Annem tabağı mutfağa götürürken “Onca işimin arasında çorba yaptım, iyileşse de
rahatlasak” demişti evdeki komşuya. O içerken dünyanın en lezzetli çorbası diye
adlandırdığım çorba ağzımda kötü bir tada dönüşmüştü .Ve istemsizce geri çıkmıştı
midemden. Tıpkı bir gece önce hasta filan demeden bana tokat atan babamın ertesi
akşam bana hastayım diye getirdiği çikolataya sevinememem gibi .
İnsan insana yük !.
İşte o günlerden kaldı bende her şey zamanında yapılmalı hissi.
Kendimi istemsizce hırpaladım herkes mutlu olsun diye. Karşılık beklemeden bir şey
istemeden .
Bu bir travma mıdır bilmem ama sanki insanların bana nasıl davranmasını istedimse
öyle davrandım herkese. Bende olmayanı, bana verilmeyeni ben verdim onlar mutlu
olsun diye. Hem de hiç karşılık beklemeden.
Sessizce haykırdım yaptığım her şeyle insan insana yük değil bakın görün diye .
İnsan insana yük değil muhtaç .Yük başka bir şey muhtaçlık başka.
Ben kimselere sana muhtacım diyemedim “Yük” gibi angarya bir sözün altında
ezilirken.
Şimdi gecenin bir yarısı itiraf ediyorum “ Ben sana muhtacım”.
Kimse duymasa da olur ben duyuyorum.
Bilgisayarda bir cümlesine takılıp onlarca kez dinlediğim şarkı eşliğinde düşünüyorum.
İbrahim Erkal abi şöyle başlamış şarkıya
“ Güllere de küstüm açmasınlar
Fallara da küstüm çıkmasınlar”
Sonrada bu yazıyı yazmama sebep olan malum cümle ile devam etmiş.
Biliyor musun İbrahim abi ….
Ben ömrüm yettiği sürece güllere küsmeyeceğim hep açsınlar. Fallara da
küsmeyeceğim lütfen çıksınlar.
Ve ben ömrüm boyunca yük olmayacağım bir yüreği dileyeceğim.
Çorbayı keyifle yapan… Akşam beni mutlu edip sabahında çok seveceğim çikolatayı alan…






