B- Çanakkale Savaşı Sırasında İstanbul’da Durum Ne İdi?

Çanakkale Savaşı arifesinde Padişah ve Osmanlı Hükümeti de İstanbul’un işgal edileceği endişesi içindeydi.
“Ya düşman Çanakkale’yi geçerse, maazallah, İstanbul’da ne kubbe kalırdı, ne de minare”. Bundan dolayı hükümet halkı paniklendirmeden, İstanbul’un savunulmasını güçlendirmek için ilave önlemler almaya başladı. Bu önlemler içinde 28 Şubat 1915 tarihli iki karar dikkat çekicidir.
Kararlardan birincisi İstanbul şehri bombardımana maruz kaldığı zaman şehrin muhtelif ihtiyaçları için sarf edilmek üzere, o sırada valilik görevini yürütecek olan polis genel müdürü emrine hazine-i maliyece masarif-i gayrı mefhuz tertibinden (örtülü ödenekten) 3.500 (üç bin beş yüz) altın liranın verileceği; İkincisi de düşmanın Çanakkale boğazı’ndan geçmesi durumunda İstanbul’da gayrimüslimlerin görevlerini bırakabileceklerinden telefon haberleşmesinin aksamaması için 2000 (iki bin) altın liranın tahsisi ile ilgilidir.
Öte yandan her kesimden halk da savaş sürecinde devlete katkıda bulunmak için çeşitli yardım kampanyaları başlatmıştır. Bunlardan ilginç olanlarından biri basında “Kahraman Mehmet Çavuş için” başlığı ile halk duyurulmuş ve bunun sonucunda İstanbul’daki çeşitli zevattan 148,956 kuruş, Musul halkından 25.000 kuruş, Çankırı halkından ise 2.000 kuruş yardım toplanmış, Müdafaa-i Milliye, neşrettiği ilanlarla toplanan yardımlar
neticesinde bir hediye-i nakdi olmak üzere 25 bin paket sigara sipariş edildiğini” kamu oyuna duyurmuştur.
Hilâl-i Ahmer Dersaadet (İstanbul) Hanımlar Merkezi ise “vatan yalnız silahla müdafaa olunmaz. Müdafaanın bir de manevi olan kısmı vardır. Harbe giden erkeklerin arkada bıraktıkları evlat ve iyale hüsn-i muamele ve biraz
muavenet etmek ve harpte mecruh düşmüş gazileri tedavi eylemek kadınlara terettüb eden vezaif-i vataniyenin en birincisidir. Hilâl-i Ahmer bütün İstanbul hanımlarını işbaşına davet ediyor. Askere çamaşır yetiştirilmesi gerekiyor. Dikiş dikmek isteyenler her gün akşama kadar Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’ne müracaat edebilirler” diye çağrıda bulundu.
Bütün bu gelişmeler Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Savaşı’nda düşmana karşı topyekün karşı koyma kararlığında olduğunu göstermektedir. Ancak herşeye rağmen düşmanın Çanakkale’yi geçebileceği ihtimali de göz ardı edilmedi ve payitaht’ın İstanbul’dan Eskişehir’e taşınması çalışmaları da başlatıldı.
Mabeyin Baş Kâtibi Ali Fuat Türkgeldi bu gelişmeyi şöyle nakleder: “İngiliz ve Fransızlar Şubat ayından beri (Çanakkale) boğazını şiddetle bombardımana devam ettiklerinden bu iki devletin devlet-i bahri kuvvetlerine
(deniz kuvvetleri) kâfi derecede müstâhkem bulunmayan boğaz istikâmetinin direnebileceğini ümit etmediklerinden hükûmetin geçici olarak İstanbul’dan Eskişehir’e taşınması gereği Zat-ı Şahane (Padişah) tarafından ister istemez kabul edildi. Bunun üzerine Mefruşat Müdürü Arif Bey Eskişehir’e gönderilerek orada sultan ve maiyeti için ayrı ayrı konutlar tedarik etti.
Aynı günlerde Başkomutan Vekili Enver Paşa Beylerbeyi Sarayında mecburi ikamete tabi tutulan sabık Sultan II. Abdulhamit ile görüştü. Enver Paşa II. Abdulhamit’e, Sultan Reşat’ın selamını ilettikten sonra “Ahval-i hazıra
dolayısı ile zat-ı şahanelerinin Konya’ya nakil buyurmaları münasip görülüyor. Tabiidir ki, zat-ı humayunları da burada kalamazsınız. Konya’da ikamet buyurmanız için münasip bir yer temin edilmiştir. Hareket zamanı ayrıca
bildirilecektir” dedi29. Ancak sabık Sultan II. Abdulhamit, “Çanakkale topa tutuluyor diye bir hükümdar mevkiini terk eder mi? 93 Muharebesinde (1877-78) düşman orduları İstanbul surlarının önüne geldiği halde ben böyle bir şeyi aklıma bile getirmedim” diyerek teklifi reddetti.
Gelişmeleri yakından izleyen Almanya’nın İstanbul elçiliğinde de büyük bir endişe vardı. Sultan ve devletin ileri gelenleri Anadolu’nun iç kısımlarına doğru çekilirse Almanya’nın Osmanlı Devleti ile bağlantısı kesilebilirdi. Bu
itibarla Almanya’nın İstanbul elçisi Wangenheim, Başvekil Talat Paşa’yı, Hükümeti Edirne’ye nakletmek için ikna etmeye uğraştı. Ancak Talat Paşa Wangenheim’in önerisini, İstanbul düştükten sonra Bulgarların Türkiye’ye
saldırabileceği gerekçesi ile reddetti.
Çanakkale’deki Alman Generali Liman Von Sanders, İstanbul’daki bu gelişmeleri değerlendirirken: “Türk Genel Karargâhı Şubat sonlarına doğru düşman filosunun Boğazı geçme ihtimalini dikkate almaya başlamış ve Sultan
ile maiyeti, mülkî ve askerî makamlar ve hazine için tedbirler alınmasına girişmişti. Düşman filosu başarıya ulaşır ve Boğazı geçerse, bütün bunlar Anadolu yakasında bazı yerlere taşınacaktı. Bu gibi ihtiyat tedbirleri almak,
doğru ve yerindeydi. Fakat Türk Genel Karargâhı, düşman filosunun 20 Şubat’tan 1 Mart’a kadarki zaman içinde Boğazı geçeceğini kabul ettiğinden, alınan askerî kararlar tam anlamıyla felâketti. Bu emirler tamamen
uygulansaydı, Almanya ve Avusturya, daha 1915 ilkbaharında harbe Türkiyesiz devam etmek zorunda kalacaklardı. Zira Türkiye, Çanakkale Boğazını adeta terk ediyordu” diyerek hem İstanbul’daki psikolojik havayı hem de gelişmelerin Almanya için doğuracağı riskleri dile getirmişti.
Esasen Sultan ve hükümet endişelenmekte pek de haksız sayılmazdı. Çünkü Çanakkale’de savaşacak kuvvetler arasında büyük bir dengesizlik vardı. Osmanlı tabyalarındaki yüz kadar topa karşılık, İtilaf devletlerinin kırk-elli
savaş gemisi ve içinde dört-beşyüz topu vardı. Üstelik Osmanlı topları demode, İngiltere ve Fransa’nınkiler ise son modeldi. Dahası cephane Osmanlı’da teker teker, karşı tarafta ise biner binerdi. Osmanlı askerî her gülleyi canından bir parça koparcasına atmaya hazırlanırken, karşı taraf bütün bordalarını ölümü sağanaklaştıracak gibi hazırlanıyordu.
Ancak, düşmanın gücü ve Osmanlı yöneticilerinin endişelerine rağmen halkın morali fevkalade yüksekti. Muvaffak Galip imzasıyla yayınlanan bir yazıda halkın Çanakkale’ye yapılacak bir saldırıya karşı yaklaşımı şu şekilde ifade ediliyordu: “Çanakkale Müdafaası kat’ı bir mevcudiyet müdafaasıdır.
Çanakkale Boğazı zorlanamaz, zapt edilemez. Düşman bunu er geç anlayacaktır. Düşman Çanakkale kahramanlarıyla giriştiği maneviyat savaşından herhalde mağlup olacaktır”.
Bir başka gazetede ise “ Amaç ne olursa olsun gerçek şu ki boğazın zorlanarak geçilmesi pek kolay değildir…
Bir tek aslan kalıncaya kadar harbe devam edilecektir.” denilerek askerin kararlılığı vurgulanıyordu.
C- Çanakkale Tahkimatı bundan sonraki yazımız.






